sanem

sanem
@sanem451
Puan vermedi·112 syf.··
2024 5. kitabı
Camus ve Sartre’ın isimleri çoğunlukla birlikte anılır. İkisi de Edebiyat dalında Nobel kazanmıştır. Sartre daha yaşlı olmasına rağmen, Camus daha erken erişmiştir bu ödüle. Edebiyat denilince Camus’yu kıyas götürmeyecek şekilde farklı bir yere koyarım ben. Benim nazarımda Camus, birkaç gömlek üstündür Sartre’dan. “Yabancı” bizim ülkemizde de çok okunan eserlerden biridir. Ve genel çerçevede, bizdeki edebiyat çevrelerince idam karşıtı en sert romanların başında kabul edilir. Zira romanda polisin ve adli mekanizmanın berbatlığı, her an hata yapmaya müsait yapısı çok güzel verilmiş. Bu bile idam karşıtı olmak için yeterli olabilir. "===== Spoiler =======" Romanın özeti; anti-sosyal, Meursault adında bir Fransız basit bir olay sonunda bir Cezayirli Arap’ı öldürür. Yargılamanın sonucunda İdama mahkum edilir. Bu yargılama sürecinde, Meursault’nun anti sosyalliği, annesinin ölümüne ve hayatında cereyan eden tüm olaylara karşı umursamaz, bir absürtlük sınırına varacak denli kayıtsız-tepkisiz olması çok güzel verilmiş. Hatta savcı, Meursault’yu Arap’ı öldürdüğünden çok, bu kayıtsızlığından dolayı suçlar. Mahkeme adeta bu sorumsuzluğun-tepkisizliğin yargılanmasıdır. Bu romanı ilk okumamı 1984-85 yıllarında yapmıştım. Bu son okumamda en çok dikkatimi çeken nokta, romanın her aşamasında ölen kişinin sıradan bir Arap olarak küçümseniyor olması, herkese adıyla seslenilirken maktulün adının olmayıp sadece -Arap- olmasıydı. O zamanlar dikkatimi çekmemiş ya da bu ince ayrıntıyı görecek bilince sahip değilmişim. Bu durum okurda, katilin idamına karşı bir direnç, ortada maddi bir hata var, hissi uyandırıyor. En azından bende böyle oldu. İkinci kez okumama sebep olan şey, bir yerde okuduğum bir yorumda, bir Arap okurun “Camus, sömürge Cezayir’inde bir Arap’ın, hele de bir
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

sanem

, bir kitap okudu
Puan vermedi·112 syf.··
2024 5. kitabı
Albert Camus
7.9/10 · 137,1bin okunma
Puan vermedi·308 syf.··
2024 4. kitabı
Son zamanlarda her kitap aldığımda, elim onun kitaplarına gitti. Merakla başlayan Saramago serüvenim, basılmış bütün kitaplarını okuyarak tamamlansın istiyorum. Okuduğum ve beğendiğim bir kitabın ardından, diğer kitaplarını da okumayı düşündüğüm yazarlar olmuştu herkes gibi. 1K’da en çok okunma, en yüksek puan gibi kriterlere bakarak okuyacağım kitaplara eklemişimdir bu yazarların kitaplarını. José Saramago’nun kitapları içinse böyle kriterlerle ilgilenmiyorum. Benim için her kitabı şimdiden değerli. *Alttaki paragraf biraz spoiler içerir* Kopyalanmış Adam da Saramago’nun okuduğum diğer kitapları gibi ilginç bir konuya sahip. Kitap, başkarakter Tertuliano Máximo Afonso’nun izlediği bir filmde, kendisine tıpatıp benzeyen bir oyuncuyu görmesiyle başlar. Bu durum için ‘benzemek’ kelimesi hafif bile kalır; sesinden, vücudundaki izlere kadar tamamen aynısı olan bu adamın varlığı, Máximo Afonso’yu derinden sarsar. Kopyasını bulmak için çok çabalar ve tanıştıklarında, artık hayatlarına eskisi gibi devam edemezler. Saramago’nun kitaplarında anlatıcı, kendini mutlaka belli eder. Konunun bir yerinde araya girer -ki bunu sık sık yapar, yokluğunu hissetmezsiniz- ve okuyucuyu başka düşüncelere savurur. Konuyu toparlamayı da iyi bilir, bu yüzden hikâyeden de kopmamış olursunuz. Bu kitaptaki anlatıcı, okuduğum üç kitabı içinde en muzip olanıydı. Özellikle kitabın ilk yarısında, beni çokça güldürdü :) Kitabın en sevdiğim yanlarından biri, başkarakter ile sağduyusu arasında geçen diyaloglardı. Kitabın sonu da oldukça başarılıydı. Saramago’yu okuyanlar bilir; yazı stili farklıdır, noktalama işaretlerinden sadece nokta ve virgülü kullanır. Diyaloglar da virgülle ayrılıp büyük harfle başlar, bu yüzden de kimin ne söylediği bazen karışır, konuşmanın başına dönmek zorunda kalırsınız. Bu
Kopyalanmış AdamJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20143,718 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2024 3. kitabı
Ah Aziz Bey ah! Ne vardı bu kadar inatçı, dediğim dedik, burnu havada, bencil ve umursamaz olacak? Böyle davranınca sana daha mı çok "erkek" dediler? Yoksa daha mı güçlü göründün, daha mı mücadeleci oldun hayata karşı? Peki başı dik bir yaşam uğruna kaybettiklerine değdi mi? Yaşayamadığın hayatın, sevgini gösteremediğin karın, evi terk edince vefat eden annen sana hiç mi pişmanlık yaşatmadı? Aziz Bey, ömrü yanılgılarla dolu bir şekilde geçen, hayatın zamanlamasını bir türlü doğru yapamayan bir insan. Onun dramı genç yaşta Maryam isimli kıza aşık olmakla başlar. Bu aşk öylesine gözünü kör eder ki, evini terk eder ve Maryam'ın peşinden gider. Annesi Aziz Bey'in evi terk ettiği o gün vefat eder. Peşinden gittiği Maryam ise zamanla onu sessizce ve umursamaz bir şekilde terk eder. Akabinde Aziz Bey, dedesinden kalan tamburu çalması ile şöhreti yakalar ve bu esnada "hayatını birleştireceği" Vuslat'ı tanır. Vuslat gibi "silik" bir kadınla evlenmesini ise yazarımız Ayfer Tunç şu sözlerle ifade eder: "Aşık olacak, kapris çekecek, ortak hayatlarını bitmeyen istekler manzumesine çevirecek bir kadının gönlünü eyleyecek hali de, arzusu da yoktu. Öylesine bencil düşünceler içindeydi ki ancak Vuslat gibi sessiz, silik, dikkatle bakılmadıkça görülmeyen, varlığına ihtiyaç duyulmadıkça ortaya çıkmayan, o konuşursa dinleyen, sorarsa cevap veren, kısacası hayatını alabildiğine kolaylaştıracak bir kadınla yaşayabileceğini düşünüyor, dahası böyle bir kadın istiyordu." (Sayfa 59) Bu yazdığım alıntıyı okumadan geçmeyin lütfen. Hatta lütfen çok dikkatlice okuyun. Çevremizde böylesine "silik" kadınlar, böylesine silik kadınlarla evlenerek kendi hayatını kolaylaştırmak amacıyla hareket eden "bencil" erkekler var. Peki böyle bir evlilik, mutlu bir evlilik ortaya çıkarır mı? Bir kadın onun
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,6bin okunma