ÖZET——Madame de Prie, Paris’te şatafatlı ve iktidarı elinde bulundurduğu bir saray hayatı sürmektedir. Kral tarafından bu şatafat ve güç elinden alınarak sürgüne gönderilince kendisiyle olan iç hesaplaşması başlar. O güne kadar etrafındaki insanların, statüsünden dolayı ona duyduğu sevgi, hayranlık, ilgisinden beslenen Madame sürgünde bunlardan uzak yaşamaya başlayınca akıl sağlığını yitirmeye başlamıştır. Çünkü yalnız kalmaya alışık değildir. Sürgün hayatında da etrafında kendisine eski itibarından dolayı sahte de olsa ilgi duyacak birilerini arar bulur. Ancak bir süre sonra bu da ona zevk vermemeye başlar çünkü aslında kandırdığı kişi etrafındakiler değil kendisidir. Çevresindekilere mutluymuş gibi davransa da kendi gerçekleriyle yüzleşmeye başlar. Yitirdiği eski şatafatlı, itibarlı ve mutlu yaşamı tekrar elde edemeyeceğini anlayınca unutulmaz olarak akıllarda kalmak için kendi ölümünü planlar(çünkü yitirdiği şöhreti böyle kazanacağını düşünür) ve bunu düzenlediği bir tiyatroda sahneler, insanlara söylemeye başlar. Bir süre sonra gerçekten planladığı gibi intihar eder ama insanlar Madame’ın ölümüyle Madame’ın planladığı gibi ilgilenmezler, kazanmak istediği eski şöhreti şok ölümüyle bile bulamaz ve hafızalardan silinir gider. —— YORUM——Beni asıl etkileyen şey bu hikayenin gerçek bir yaşamdan alınmış olması oldu. Zweig’in empati gücü ve psikolojik tahlillerinin kalitesi yine her kitabında olduğu gibi göze çarpıyor. Kitabı okuyan her insanın ana karakter üzerinden kendisine yönelik parçalar bulacağını düşünüyorum. Çünkü hepimiz zaman zaman gerçeklik algımızı kaybedip etrafımızdaki geçici unsurlarla mutlu oluyoruz. Aslında bize gerçek ve kalıcı mutluluğu sağlayacak yegane unsur kendi iç dünyamızdır. İç dünyamızı iyi tanır, ona dair bilinçlenir ve onunla barışık