Her şeyden önce, bir dava kahramanı gibi ortaya çıkarak halkı birbirine karlı kışkırtan, sağduyuyu kaybetmiş, ileriyi göremeyen demagoglar akıllarını başlarına devşirsinler. Etrafımızda fırtınalar esiyor; hepimiz aynı gemi içindeyiz.
Cumhuriyet Bayramı gecesi -29Ekim1938-, Boğaziçi vapurlarından birini tutan gençler, Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımına yaklaşmışlar, haykırışıyorlardı. Atatürk kesik kesik konuşarak pencereye gitmek istediğini anlattı. Kollarına girdiler. Pencere kenarındaki koltuğa oturdu. Vapurda bir kıyamettir koptu. Gençler hep bir ağızdan “Dağ başını duman almış - Gümüş dere durmaz akar” türküsünü söylüyorlardı. Atatürk mırıldandı:
—Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle... dedi ve gözyaşları ile ölüm yatağına döndü.
Cumhuriyet bayramında vekillerin ve milletvekillerinin frakla Meclis’e girişlerini seyreden köylülere dair hoş bir fıkra vardır. Eski törenlerde valinin ve büyük memurların giydiği redingotu hatırlayarak, bir köylü yanındakine sorar:
-Gazi Paşa ne diye esvapların eteğini kesmiş?
-Etek öpmeyi kaldırmış da ondan!
...ben şimdi İstanbul’un bir köşesinde bu satırları, Sakarya Savaşı’nı kazandığımız için yazabiliyorum. Bu sırada siz İstanbul denizini hala o zafer şerefine seyrediyorsunuz.