10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
Let's Play serisinin dördüncü kitabında ana konunun mihenk taşı olan Sam'in yarattığı Ruminate oyununun derinliğine doğru bir yolculuk bekliyor okuyucuyu. Marshall'in Sam'e verdiği sözü tutmak için kanalında yerle bir ettiği oynaması bu kitabın en önemli olaylarından sadece birisi... Tabi bu oyunu sadece Marshall oynamıyor, Sam'in hiç unmadığı bir kişi daha oyundan haberdar olacaktır. Aynı zamanda Charles'in geçmişinden bir anın şu andaki karakterini oluşturmasında önemli bir etken olduğu kendisini belli ediyor. Link'in de Sam'in kırılgan yapısını bilerek davranması, Marshall'ın yaptığı hatayı telefi etmeye çalışması da çizgi romanın insan duyguları üzerindeki derinliği düşünülerek çizildiği ve yazıldığını gösteren unsurlardandır. Bu kitapta Sam'in kırılgan yapısının altında aslında ne kadar zeki bir kadın olduğunu bir kez daha görecek okuyucu. Ailesi tarafından cam bir fanusun içerisinde yetiştirilse de -geçirdiği hastalıklardan dolayı- kendi dünyasında yarattığı Ruminate ve oynadığı oyunlar ile yaratıcı gücünü ortaya koyuyor. Özellikle Ruminate bölümlerinde oyuncunun yapması gereken görevlerin zekice seçilmesi ve yazarın da bu kurguyu ilmek ilmek işlemesi takdire şayandı. Seride sevdiğim bir diğer yanı ise oyun ve gerçek yaşamın iç içe işlenmesidir. Bu sayede karakterler ile bağ kurulma olasılığı daha da artıyor. Marshall'ın Ruminate'i oynadığı kısımlar ise aslında yapılan veya ortaya konulan her eylemin en doğru şekilde yorumlanması gerektiğini çarpıcı ve uygulamalı bir şekilde sunuyor., Öncelikle bu seriye başlamak isterseniz mutlaka serinin ilk kitabından başlamalısınız. İkinci, üçüncü veya dördüncü kitaptan başladığınızda olay örgüsü havada kalacaktır ve ana konu net bir şekilde anlaşılmayacaktır. Çünkü ikinci, üçüncü ve dördüncü kitaplarda daha çok
Let's Play: Oyun Başlasın 4Leeanne M. Krecic · Artemis Yayınları · 20267 okunma
The Witcher - Son Dilek İNCELEME
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 15:04
Oyunu oynamadan önce bir kitabını okuyayım deyince iyi ki başladığım bir kitap olmuş. İlk önce kitabın en güzel yanı, rahat bir kafayla okuyabiliyor olmanız. Rahat kafayla derken; herhangi bir not tutma derdi, herhangi bir sözü “Aman kaçırmayayım, aklımda kalsın, not edeyim.” derdi yok. Sadece okuyorsunuz ve hayal ediyorsunuz. Mükemmel. Zaten hikâyesi çok sürükleyici. Okuduğum her dakikada “Acaba burada ne olacak?”, “Ay aman, bu ölecek mi?”, “Yoksa bu Witcher’la sevişecek mi?” diye beni kitabın içinde tutmayı başardı. Normalde günlük 30-35 dakika kitaba zaman ayırırken, bu kitaba günlük en az 1 saatimi ayırıyordum ki okuması çok zevkliydi. Çeviri ekibinin eline sağlık. Çok güzel bir şekilde çevirdiklerini düşünüyorum. Serinin diğer kitaplarına başlayacağım ama hemen sıkılmamak için biraz ara vereceğim. Sanki art arda okusam bir bıkkınlık hissi de bırakabilir. Evrenin en etkileyici yanı bence çok gerçekçi olması. Şu yönden; herkes masum, saf bir insan değil. Herkes gerçek hayatta olduğu gibi gri. Kimin işine ne geliyorsa onu yapıyor. Böyle fantastik eserlerde çoğu zaman masalımsı bir tadında olan, “Ay hayat müthiş, sadece iyilik yapayım.” diyen NPC’ler yok. Her kitapta geçen karakterin bir kişisel dünyası ve duyguları mevcut. Herkes ana karakterin etrafında dönen birer balon yerine kendi etrafında dönen karakterler. Witcher da o insanların dönen bu hayat rutinlerinin arasına girip, varsa bu sorunları çözmeye çalışıyor. Tam “Rahat rahat okuyayım ve bol bol hayal kurabileceğim bir kitap olsun.” diyenler için mutlaka okunmalı.
The Witcher - Son DilekAndrzej Sapkowski · Pegasus Yayınları · 20174,286 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
6/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:56
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Sevgili Michele Yazar: Natalia Ginzburg Çeviri: Şemsa Gezgin Sayfa Sayısı: 167 Tür: Roman / Mektup Roman Haziran ayının son kitabını da bitirdim ve sıra geldi yorumlamaya. Yazmaya başlamadan önce biraz düşünmem gerekti. Çünkü bu kitap bende bir olaydan çok bir duygu bıraktı: Mutsuzluk. Kitap boyunca herkes bir şekilde mutsuz. Fakat ilginç olan şu ki, kimse bu mutsuzluğu değiştirmek için bir çaba göstermiyor. Sanki herkes hayatın onu sürüklediği yere doğru sessizce savruluyor. Bu yüzden kitap bana sürekli şu cümleyi fısıldadı: "Birisi mutsuzsa, diğeri de mutsuzdur." Kitapta en çok karşıma çıkan duygu da buydu: "Mutlu değil… Mutsuz." Bir başka dikkat çekici nokta ise romanın mektuplardan oluşması. Mektuplar, bizim alışık olduğumuz kısa ve öz mektuplardan farklı; karakterlerin hayatlarına, düşüncelerine ve yalnızlıklarına açılan kapılar gibi. Kitaptaki insanların yaşamları da yoksulluk ve belirsizlik üzerine kurulu. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor ama geleceğe dair büyük umutlar beslemiyor. Belki de 1970'lerin başındaki insanların ruh hâli buydu; kim bilir? Bana göre kitap, sadece bir ailenin hikâyesini değil, birbirine ulaşamayan insanların hikâyesini anlatıyor. Aynı hayatın içinde bulunup birbirlerini gerçekten duyamayan insanların... Altını çizdiklerim: - "Tanrım, insanlar artık bıktığı ve tahammül edemediği halde neden bu kadar çok çocuk dünyaya getiriyor?" - "Eğer mutluluk diye bir şey varsa, bize sunulan dünyada mutluluğun izine ara sıra rastlasak da olup olmadığını tam olarak bilemiyoruz." - "Özleme duygusuna tiksinti duygusu karıştığı zaman sevdiğimiz yer ve insanların çok uzaklarda olduklarını görürüz." - "Eşine evimin düzenli olduğunu ama kalbimin dağınık olduğunu anlat." - "Michele'nin anıları yoktu, çünkü anıları
1000Kitap
Sevgili MicheleNatalia Ginzburg · Can Yayınları · 2024150 okunma
8/10
·331 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:00
Émile Zola’nın Rougon-Macquart destanının üçüncü kitabı Le Ventre de Paris (kelime anlamıyla Paris’in Karnı) adını taşır ve Paris’teki büyük pazar yerinin, sürgüne gönderildiği yurtdışından gizlice Fransa’ya dönen kaçak Florent’in gözlemleriyle yapılan tasviriyle başlar. Tehlikelerle dolu zorlu yolculuğunun ardından sabahın erken saatlerinde kendine gelmeye çalışan Florent, Paris’in dükkân sahiplerinin üreticiler tarafından arabalarla getirilen taze ürünleri teslim alışını izler. Bu bölüm, Paris gibi devasa bir şehrin nasıl beslendiğine dair etkileyici bir fikir verir; sanki doymak bilmez iştaha sahip dev bir canlı beslenmektedir. Anlatı ilerledikçe Florent, sokakları dolduran sebzeler, meyveler ve diğer ürünlerle bunları teslim alan insanların oluşturduğu kalabalık yüzünden pazardan çıkmakta zorlanır. Sonunda bu sokaklardan kurtulmayı başarır ve eski bir tanıdığı olan Gavard ile karşılaşır. Gavard onu görünce büyük şaşkınlık yaşar, ardından Florent’i bir kasap dükkânına götürerek buranın Florent’in kardeşi Quenu ile eşi Lisa’ya ait olduğunu söyler. Bu noktada Macquart ailesiyle bağlantı kurulur; çünkü Lisa, Antoine Macquart’ın en büyük kızıdır. Ayrıca Florent’in neden sürgüne gönderildiğini de öğreniriz. Florent bir cumhuriyetçidir ve İkinci İmparatorluk’u başlatan darbeyi takip eden günlerde (Zola’nın Rougon-Macquart dizisinin temel tarihsel arka planı) cinayet şüphesiyle tutuklanmış ve sürgüne gönderilmiştir. Hikâye ilerledikçe Zola, İkinci İmparatorluk’un ilk yıllarında yaşayan Parislilerin başkalarından nefret etmek için ne kadar küçük ve önemsiz gerekçeler bulabildiklerini, hatta onları utandırmak ve sonunda zarar vermek için ne denli aşırı davranışlara başvurduklarını ayrıntılı biçimde anlatır. Genel olarak bu serideki karakterler ne büyük kahramanlardır ne
Paris'in KarnıEmile Zola · Payel Yayınevi · 200689 okunma
Devamını yorumlara yazacağım..
Puan vermedi·%56 (180/320 syf.)
Kaan ve Hande çocukluk arkadaşı, lise aşkıdır. Liseyi İzmir'de, üniversiteyi İstanbul'da birlikte okurlar. Okul bittikten sonra evlenmeyi planlarken Hande iş bulur, Kaan ise iş arayışındadır. Hande iş hayatına alıştıkça Kaan'a karşı soğur. Kaan iş bulduğu gün Hande'ye bu haberi vermek için buluştuğunda, Hande ona "birlikte olamayacağız" diyerek orayı terk eder. Kaan yıkılır, bileğini keserek intihara teşebbüs eder, komşusu tarafından hastaneye yetiştirilir ve hayata döner. Ama bileğinde artık kanayan bir yara vardır. Eski arkadaşı Ayça, Kaan'ı toparlar, kendi çalıştığı yerde iş bulur, onu hayata yeniden bağlar. Kaan geceleri şiir yazar, yazdıklarını Facebook'ta paylaşır. Bu sırada hayatına Ece girer, aynı şirkette çalışmaktadırlar. Dostlukla başlayan yakınlaşma bir akşam evlerinde samimi bir an yaşarken kesintiye uğrar: Kaan'ın bileğindeki yara kanar, kan Ece'nin yüzüne bulaşır. Kaan her şeyi anlatır, Ece uzaklaşır. Duru ile de benzer bir şey yaşar – elle tutuştuklarında yara yine kanar. Kaan, yarasının başka bir ilişkiye izin vermeyeceğini anlar. Bir gün arabayla giderken önüne bir deniz topu fırlar, ardından bir çocuk. Kaan frene basar, çocuğun yanına gider. Çocuk bileğinin kanadığını söyler, Kaan "bazen kanıyor" der. Çocuk, sanki her şeyi biliyormuş gibi, "Bazı yaralar sardıkça kanar" der ve kaybolur. Kaan bu sözü çok düşünür, çocuğa "Deniz Çocuğu" adını verir. Sözü Facebook duvarında paylaşır. Bir süre sonra Lavin adlı bir kız, "Tıp dünyasının dramı" diye alaycı bir yorum yapar. Kaan sinirlense de güler, merak eder, arkadaşlık isteği gönderir, Lavin kabul eder.
Alıntı
YaralıKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20149,3bin okunma
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Bəzən özümüzü itirdiyimiz o anlarda yenidən özümüzə dönməyin, "biz" olmağın yolunu axtarırıq. Hakan Özkanın "Yeniden Biz Olmak" kitabı sanki içimizdəki o düyünləri səssizcə açır. Hər səhifəsi özümlə yenidən tanış olmağım üçün atılmış bir addım kimi idi. Əgər siz də ruhunuza toxunacaq, sizi sizə xatırladacaq bir bələdçi axtarırsınızsa bu kitabı mütləq kitabxananıza əlavə edin. İnsan ancaq öz yaralarını qəbul etdikdə sağalmağa başlayır '"biz" olmaq da buradan keçir.
Yeniden Biz OlmakHakan Özkan · Olimpos Yayınları · 2023126 okunma