Yaşadığım şehirdeki son hafta sonumu da geçirdim. 4.5 yıla göre çok az kişiyle vedalaşmak istiyorum. Diğer yandan daha yeni tanıştığım birkaç arkadaşla hemen ayrılıyorum gibi oldu, güzel şeylere hep böyle oluyor zaten. Onca insan içinde birbirimizi bulmak hem çok kolay bir o kadar da zor. Konudan bağımsız Japonların kadersel olarak ayrılmayan insanların görünmez bir kırmızı iple birbirine bağlı olduğu teorisine inanıyorum galiba, bir şekilde buluyorlar birbirlerini. Ama zorlayınca olmuyor, olacaksa da o şekilde olmasın. Tam bir Japon gibi hediyelik hazırlayıp süsledim, etamin işlemek bana iyi geliyor. Kiril alfabesini baştan sona öğrenmedim henüz, Go oyununu da ihmal ettim, izlenecek ve okunacak listemde zilyon tane madde var. Asıl zenginlik ve statü çok çalışıp çok kazanmak değil dostlar, az çalışıp yettiği kadar kazanmak bence. Bugün arkadaşım "İçinde biriktirdiğin şeyleri paylaşmazsan sıkışıp çürür." dedi, çok haklı. Giderayak balkonuma yine kuşlar yuva yapmış, cidden yeto fkgkgk Chia tohumu ödem sorunumu çözdü sanki. Herkes mutabık artık, biz voleybol ülkesiyiz :) Bu hafta çok yoğunum, bugünlük monolog yeter, iyi geceler sevgili okur :)
Bu aralar anilarimi yazmayı deniyorum
Dün bir hastam bana alışılmışın dışında bir hediye vermek istedi. Bir eşarptan bohça yapmıştı ve bohçasını açtı annesinin eski bir fotoğraftı içindeki fotoğraftakinin annesi olduğunu söyledi ve gözleri doldu.Yaklaşık yetmiş yaşındaydı ve annesini hiç hatırlamıyordu o çocukken ölmüş hafızasında ona dair kalan tek şey, yılların sararttığı bu fotoğraftı. Her zaman bu fotoğrafla dertleştiğini anlattı bana.Fotoğrafı uzatırken, öldükten sonra bir çekmecede unutulmasından ya da bir gün fark edilmeden çöpe atılmasından korktuğunu söyledi. Bu yüzden onu bana emanet etmek istiyordu. Kabul etmekle etmemek arasında kaldım. Çünkü bazen bir fotoğraf yalnızca bir fotoğraf değildir zannımca bir insanın bütün geçmişini, özlemini ve hatırasını taşır. Böyle bir emaneti almak, büyük bir sorumluluk gibi geldi.Yakınlarına vermesinin daha doğru olacağını söyledim. O ise onların kıymet vermeyebileceğini düşündüğünü anlattı. Odamda gördüğü eski fotoğraflarımı ve yıllardır sakladığım kameramı hatırlatarak, “Sen bunu saklamaz mısın?” diye sordu. O an hem onurlandım hem de derinden hüzünlendim. Bir insanın, hayatının en kıymetli hatıralarından birini size emanet etmek istemesi tarifsiz bir güven duygusu. Ama aynı zamanda, ölümü düşünerek eşyalarını ve anılarını yerli yerine koymaya çalışması da insanın kalbine dokunuyor.Fotoğrafı elime aldığımda uzun süre baktım. Kadının yüzünde tarif edemediğim bir hüzün vardı; sanki objektife değil de uzaklarda bıraktığı bir zamana bakıyordu. Belki de beni etkileyen yalnızca fotoğraf değildi. Bir annenin silikleşen hatırası, bir evladın onu unutmak istemeyişi ve bir gün herkesin geride yalnızca birkaç fotoğraf bırakacak olmasıydı. Şimdilik fotoğraf bende değil. Ama o an, hafızamda çoktan yerini aldı. Bazı emanetler ele değil, insanın kalbine bırakılıyor. Bu
Reklam
TUTSAK ​Tanımamayı dilerdim seni... ​Sarmaşık gibi dolandın benliğime, Çözülmez düğüm attın sanki. ​Ne yana dönsem, Gözlerinin esiriyim. ​Afalladım... Nabzım yükseldi. ​Özgürlüğe koşmak isterken, Aşkın vurdu zincirlerini. ​Olmaz olası aşkının Tutsağıyım şimdi…
Şiir
Bir çift kahverengi gözün yokluğu çöktü içime Sanki bütün mevsimler aynı kedere boyandı Senin bakışın değmeyince dünya eksik bir cümle gibi kaldı Ben adını sessizce taşıyan uzun bir sonbahara dönüştüm.
Söyle bir göz akımı vardı sanki.Katilmayacaktim ama neyse... Bu da benim gözüm çok istediğim gibi çekemedim ama olsun...🙃
1000Kitap
—konuşmalar faydasız,sanki susmadık mı anlamsız?
Reklam
Reklam