Aydınlanma sonrası ortaya atılan "insan" mefhumu modernizmle birlikte tarih'e eklemlenmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu "insan", tarih'i döngüsellik yerine tarihsel bir ilerlemeci çizgisellikle tanımlar; buna kendini böyle dahil eder. Artık ilerleme ve doğal sonucu olarak birikim hali daimidir. Ekonomik, kültürel ya da bedensel sermaye ilerlemecilikle beraber meta değişim unsurlarına dönüştürülerek biriktirilir. Peki bunca insan arasından kimse çıkmaz mı; "Durun! Ne oluyorsunuz?" diyecek? Kitabımızın kahramanı işte bu kişilerden biri. İçine altı çift çorabın basıldığı pembe bir leğen onu çizgisel tarihsellikten ve bunun aracılığıyla bağlandığı şeylerin ve kişilerin düzeninden ayırır. Şehir ve yaşam artık onun için tıpkı Benjamin'in flaneur'leri gibi aylak biçimde dolanılacak coğrafyalardır. Ancak bizim flaneur'ümüz gözlem yerine kayıtsızlığı koyar. Ve eğer kahramanımızın son izlenimlerini kitabın sonu olarak kabul etmek isterseniz Cansever'in bir şiirinde geçtiği haliyle; "Ve bir gün anlarlar ki, bir güç değildir artık yalnızlık." denilerek acılı bir unutulma evresine geçilebilir.