...Yokuş yukarı yürümeye başlamıştım bile. İçimde dipsiz kuyunun duvarlarını yavaş yavaş tırmanıyordum. Savaşıyordum! Pusu dağıtmak, berraklığa kavuşmak, belleğimi yeniden kurmak, doyuramayıp acı çekmek pahasına arzularımı diriltmek için... Bu artık benim, yalnız benim mücadelemdi.
° İntiharın aklımı yokladığını dile getirmek benim için hiç kolay değildi. ... İçimden bir ses, hayatıma son verme niyetimi anladıkları anda geceleri beni yatağa bağlayacaklarını söylüyordu...
...
``Ölümü son çıkış olarak düşüneceksin. Bil ki kimse seni bundan alıkoyamaz ve tam da bu nedenle, elinin altında olduğu için onu yedekte tut, sonuna kadar. Diyelim ki geceleyin bir kabus gördün. Bunun bir kabus olduğunu, başını oynattığın anda kurtulabileceğini bilirsen her şey daha kolay, daha çekilir hale gelir, hatta bakarsın ilk başta en korktuğun şeylerden zevk alır olmuşsun. Hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, en yakınların çirkin maskeler taksınlar... Hayat bu, de kendi kendine, ikinci kez çağrılmayacağım bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve bir gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik daha iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin. Beni sorarsan ``imdat çıkışı`` sayesinde ayaktayım. Çünkü emrimde, ve onu kullanmayacağımı biliyorum. Ama ahiretin anahtarı bende olmasa kendimi kapanda hissederdim, derhal kaçmak isterdim!`` °
` Gene de hayatta kalabildimse, hayatta kalmamak da irade gerektirdiği içindir. O bile, elimi ölüme uzatacak güç ya da istek bile yoktu bende. Birkaç şişe ilaç çalsam, merdivene koşsam, çatıya çıksam, boşluğa atlasam... Bina sadece iki katlıydı, ama şansım yaver giderse bütün kemiklerimi kırardım...
Böyle söylememeliydim. Tam tersine, son umudun da söndüğünü sandığım ve işi bitirecek gücü bulamadığım an şans yüzüme güldü. Tünelin ucunda ışık görmesek de bir ışığın var olduğuna, er ya da geç görüneceğine inatla inanmamız gerekir.
Bazıları geleceğe olan inançlarını kaybetmedikleri için sabrederler. Bazıları, işi bitirmeye cesaret edemediklerinden. Korkaklık hiç kuşkusuz hor görülesi bir şey, ama gene de yaşamın düzenine dahil. Tıpkı boyun eğmek gibi, o da hayatta kalmanın bir aracı. `
İçimde koyulaşmış olan öfkeyi toplamak zorundaydım, tıpkı çölde kaybolup susuz kalınca yaprakların ve çiçeklerin üzerindeki çiğ damlalarını biriktirip içen insanlar gibi. Öfke, kızgınlık, nadir de olsa isyan kıvılcımları, uyuşmuş onurumu yaşatmak yolunda değerli bir ateşleyici olmuştu.