Kendimi ihanete uğramış hissediyordum. Tam başımı suyun üstünde tutmak için çırpınırken elimi bırakmıştı sanki. Akla gelebilecek en kötü tepkiyi verdim buna karşı: Uçuruma usulca sürüklenmek yerine koşarak atladım.
` Dengesiz, kaçık, akıl hastası dediklerinden olmuştum... Aynı gerçeğin üzerine yapışan o kadar çok gülünç laf var ki, ``deli`` kelimesi beni ötekilerden daha fazla rahatsızlık vermiyor. Kısacası, biraz tuhaf davranıyordum diyelim.
Sanırım en can sıkıcısı, aklımı tamamen kaçırmamış olmamdı, ama belki de sonunda bu sayede kurtuldum. Altını çizerek tamamen, diyorum; eğer oranların bir anlamı varsa üçte ikisini, dört üçünü, onda dokuzunu kaybettiğim oldu, ama her zaman, en karanlık anlarda bile bir ormana gizlenir gibi kafama sığınmış, beni sarsan fırtınalardan uzakta küçük bir ben, zerre kadar bir ben vardı. Ona doktor ben, diyesim geliyor. Belki biraz böyle zaten: Yüzde yüz hasta olmadım, hastaya hasta gözüyle bakan, günün birinde onu iyileştirmek gerekebileceğini hesaplayan o öteki varlık hep içimdeydi.
Daha ilk başta, hareketlerimi kontrol edemez hale geldiğim anda meselenin bilincine varmıştım. `