Sahâbeyi, sahâbe yapan şuurda bu değil miydi? Onlar eylem adamı, görev adamı idiler. Başlarında olan ister yirmi yaşlarında bir delikanlı olan Üsâme olsun, ister siyah tenli Habeşli bir köle olan Bilal olsun, ister Arap olmayan Selman olsun ne fark ederdi. Önemli olan risâletin mesajının âleme yayılması idi. İşte böyle oldukları için daha aradan yirmi beş yıl geçmemişti ki İslam'ın mesajı kıtaları ve medeniyetleri zorlamaya, onları kendi önünde diz çöktürmeye başlamıştı. Yine o şuur diriltilse, yine sahâbi hassasiyeti oluşturulsa, yine sadece ecri, karşılığı, mükâfatı Allah'tan bekleyerek yürüyecek bir nesil ortaya çıksa, netice aynı olacak ve on beş asır sonra olsa bile sahâbenin elde ettiği başarının aynısı elde edilecektir.