Asya

"Gözler O'nu idrak edemez, hâlbuki O gözleri idrak eder. O en ince şeyleri bilir ve her şeyden haberdardır." (En'am 6/103)
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir insanın her an her şeye karşı açık bir yara gibi hassas olması ontolojik olarak mümkün müdür?
Sayfa 57·Kitabı okudu
bu dünyada kalıcı değil, geçiciyiz. Bu yalın gerçek, müthiş derecede önemlidir. Ölecek olmamız, ne kadar yaşadığımızdan ve yaşayacağımızdan bağımsız olarak anlam taşır. Bu da bir gün arkasından konuşulacak biri olacağız demektir. İnsanlar arkamızdan ne desinler? İşte geçici hayatı bu sorunun cevabına göre yaşamak gerekir. İslâm âlimleri, ilmî ilgimize yön tayin etmek için de kullanmışlardır bu düsturu: İlgilendiğin şey ölünce seninle gelecek mi, gelmeyecek mi? Gelmeyecekse, ilgilenme. İşte biz de, ölünce bize fayda getirmeyecek bir şeye mesafe koymakla mükellefiz. İkincisi, iyilik, doğruluk, güzellik gibi temel meselelerdeki kriterlerimizin öldükten sonra gideceğimiz yerle ilişkisi içinde kavranması gerektiğidir. Ne yaparsak iyi olacağız? Yaptığımızı bu dünyada değil de sonrasında işe yarasın diye yaptığımız zaman. Hemen, muhtemel bir yanlış anlamanın önüne geçelim: Ne bu dünyayı küçümsemek ne de asıl dünyayla beklenti üzerinden, pragmatik bir ilişki kurmak iyi bir şey. Burada kastedilen daha çok, şöyle bir şey: Bu dünya önemli, fakat öte dünyayla ilişkisi içinde önemli. Öte dünyayı kazanacak şeyler yapmalıyız, fakat yapmamız gerektiği için yapmalıyız. Yunus'un ifadesinde olduğu gibi. Cennete gitmek için değil, yaptığımızda cennete gitmemizi mümkün kılacak şeyler yapmamız gerektiği için iyi şeyler yapmak.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Kişinin rüşde erişmesi, sorumluluk alabilecek kişilik kazanması on iki, on üç yaşından itibaren bir beklenti oluşturuyor ve bu beklentinin zeminini bir dönemin iktisadi zihniyeti belirliyor. Söz konusu zihniyet, kapitaliz-min meşhur ilkesi olan "bırakınız yapsınlar" (Laisses-faire) mottosu yerine "bırakmayınız, yapmasınlar" ilkesi üzerine kurulmuş bir dün-yadır. Hedef olarak harcamalarında ergence veya sefihçe değil akıllıca davranmayı esas alır. Çünkü bu zihniyetin ahlakı bunu gerektiriyor. Klasik dönemde iktisat, ahlakın bir cüzüdür. Ahlak kitaplarında "Ilmu Tedbîrü'l-Menzil" ve "İlmu Tedbîrü'l-Medine" başlıkları altında kişinin hanesinde ve yaşadığı beldede iktisadın kaidelerine uygun bir düzen sürmesi için gereken davranışlar anlatılır. Dolayısıyla iktisat, birey, hane ve şehir arasındaki dengeyi korumanın ilmi olarak öne çı-kıyor. Reşid olmak, bu yüzden kişinin hanesinden başlayarak yaşadığı beldeye uyum sağlayabilecek ölçülü bir hayata sahip olması anlamına geliyor.
Sayfa 51·Kitabı okudu
"Kabe'de Hacılar Hû Der" ilâhisinin yayılma sürecini düşündüğümüzde, ilahinin kitle kültüründen ziyade popüler kültürun tipik bir örneği olduğu söylenebilir. Çünkü bu ilahi, klasik anlamda bir "kitle kültür ürünü" olarak planlanmış, pazarlanmış ve dayatılmış bir ürün değil. Aksine ilk kez 2000'li yılların ortasında çıkan ilâhinin viral olması ilginç bir hikâyeye dayanıyor. Samsun'un Canik ilçesinde umreden dönenleri ilâhi ekibi eşliğinde ziyaret etme geleneği, sosyal medyada kısa video izleme kültürüyle kesişiyor, böylece Celal Karature ve ekibinin eski bir ilâhiyi özgün biçimde icra etmesi hem kendilerini hem de ilâhiyi meşhur etmelerine imkân sağlıyor. Dijital ortam sayesinde ilâhinin keşfedilerek hızla yayılması, insanların ilâhiyi farklı bağlamlarda ve çeşitli amaçlar doğrultusunda paylaşması ve toplumun farklı kesimlerinin onda kendi meşrebince kendisinden bir şeyler bulması, ilâhinin popüler kültürün özgün bir örneği olduğunu gösterir. Bu surecin planlı ve profesyonel, merkezin güdümünde ve sistemli bir organizasyondan ziyade dağınık ve çoğul bir biçimde gerçekleşmesi, popüler kultürün kitle kültüründen ayrılan özgün boyutunu ortaya koyar.
Sayfa 46·Kitabı okudu