Asya

O, hiçbir varlığa muhtaç da değildir. Ancak her şey O'na muhtaçtır. Bundan dolayı Allah'ın tanıtıldığı İhlâs sûresinin başında Allah'ın birliği, vahid kelimesiyle değil de ehad kelimesiyle ifade edilmiştir. Arapçada vâhid sayma sayılarından biri olmasına rağmen, ehad bunlardan değildir. Buna göre Yüce Allah, diğerleri arasından herhangi biri değil, bilakis eşi ve benzeri olmayan tek ve biricik olandır.
Sayfa 78 - Râgıb el-İsfahânî, s.12.·Kitabı okuyor
Reklam
"Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inci gibi parlayan bir yıldıza benzer; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nûr üstüne nûr. Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir." (Nûr 24/35)
Sayfa 71·Kitabı okuyor

Asya

, bir kitabı okumaya başladı
Komisyon
8.9/10 · 51 okunma
Sûfîlere göre tefekkür, kula günahlarını ve sevaplarını gösteren, iyi ve kötü yönlerini ortaya çıkaran bir aynadır. Sûfî, her gün bu aynanın karşısına geçip kendine bakmalı, ulaştığı farkındalıkla kötülükten iyiliğe, günahtan sevaba, gafletten uyanıklığa doğru yol almalıdır. Çünkü insan, içinde bulunduğu hali fark etmeden kendini ıslah edemez. Bu bakımdan tefekkür, insanın kalbini aydınlatan bir muhasebe kapısıdır. Kul, tefekkür sayesinde nefsinin kusurlarını fark ederek Rabbine karşı sorumluluğunu hatırlar ve hayatını yeniden düzene koyma imkânı bulur. Bu yüzden sûfîlere göre kalp tefekkürle diri kalır. Tefekkür terk edildiğinde kalbi gaflet kaplar. Sûfîler, tefekküre yönelmeyi kalbin diriliğinin şartlarından biri saymışlardır ki “Bir saatlik tefekkür, (gafletle yapılan) bir senelik ibadetten daha hayırlıdır.” sözünü de bu minvalde anlamak gerekir.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Ebû Abdurrahman es-Sülemî de Tabakat’ında tefekkürün insanın kalbinde doğurduğu beş manevi hali şöyle sıralar: “Birincisi Allah’ın âyetleri ve alametleri hakkında tefekkürdür, ondan marifet (Allah’ı tanıma) doğar. İkincisi Allah’ın nimetleri ve ihsanları hakkında tefekkürdür, ondan muhabbet doğar. Üçüncüsü Allah’ın vaadi ve mükafatı hakkında tefekkürdür, ondan istek, itaat ve uyum doğar. Dördüncüsü Allah’ın tehdidi ve cezası hakkında tefekkürdür, ondan korku ve nefse karşı koyma isteği doğar. Beşincisi nefsin verdiği eziyet ve Allah’ın buna rağmen ona iyilikte bulunması hakkında tefekkürdür, ondan geçmişi düşünme ve Allah’tan haya etme (utanma) doğar.”
Sayfa 30·Kitabı okudu
Reklam