Friedrich Nietzsche'nin çok sevdiğim bir sözü var; "Uzun süre uçuruma bakarsan uçurum da sana bakar." İnsan kendi içindeki karanlıkla, hüzünle çok fazla meşgul olduğu zaman beklediğinin tam tersine, hissettiği olumsuz duygular daha da artmaya başlar. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi; devamlı olarak kendine acıyan ve kendini kurban olarak gören kişi, hep bunları düşündüğü için, benzer duyguları hissettiği diğer anıları hatırlar. Yani normalde unutup hayata devam edeceği küçücük talihsizlikler bile yan yana dizilir ve kusursuz bir dram örneği olarak görünmeye başlar geçmiş yaşantımız. Aslında sorunlarını çözmek için uçuruma bakıyorsun ama uçurum seni içine çekiyor gibi düşünebilirsin.
İkincisi ise adaletsizliğe uğradığını düşünen ve kendine acıyan insanın benzer şeyleri tekrar yaşama ihtimali artar. Çünkü devamIı olarak yenildiğini düşünürsen ve geçmişteki kişileri yenme ya da onlara ulaşma ihtimalin kalmamışsa onlara benzer kişileri ya da durumları bulup aynı olayı tekrar tekrar yaşayıp kazanma arzusu oluşur bilinçdışında.
Saçını süpürge eden insanlar genelde kendilerine haksızlık yapıldığını iddia ederler. Ama ben karşılaştığım örneklerde, böyle fedakârlık yapanların kendilerini oldukları hâliyle sevilebilir hissetmediklerinden, karşı tarafın aslında hiç beklemediği şekilde fedakârlık yaptığını fark ettim. Bir nevi rüşvet veriyorlardı; ben bu hâlimle değersizim, beni ancak sana bunları yaparsam sevebilirsin. Karşımızdaki insanın kötü bir insan olmasına gerek yok, biz zorlukla yaptığımız şeyleri karşı tarafa kolayca sunuyorsak o da bunun kolay olduğunu ve sürekli devam edeceğini düşünecektir. Ve biyolojik olarak bile tüm insanlar için geçerli olan bir konu vardır; kolay ulaşılabilir ve sürekli olan şeylerin hepsi bir süre sonra değersiz olarak düşünülür. Bu durumun bir yan etkisi daha var; insan lükse ve rahatlığa kolay alışır, derler. Biz de hayatımızdaki insanlara bu lüksü ve rahatlığı fazlasıyla sunduğumuzda bu durumu onların standardı haline getiririz.
Sen de yaptığın işi asla bedelsiz (özel durumlar hariç) sunma, yaptığın işin ritüelleri ve bir sınırı olsun. Böyle olunca işine diğer insanların saygısı hep devam edecektir.
Bir diğer konu ulaşılabilirlik ve muhtaçlık hali. Kendi başına bir şey yapmakta zorlanıyorsan, en basit işlerde bile her zaman yanında birilerinin olmasını istiyorsan özellikle bu talepte bulunduğun kişiler başta olmak üzere birçok insan seni olduğundan daha eksik ve değersiz görecektir. Çünkü biyolojik olarak da böyle bir yapımız var; ne kadar muhtaçsan o kadar yetersizsin diğer insanlar için. Aslında belki de sadece tek başına bir şeyler yapmak sana yalnız hissettirdiği için başka insanlar yanında olsun istiyorsun ama bunu devamlı yaptığın zaman diğer insanların algısı muhtaçlık yönünde oluyor. Ne olursa olsun, diğer insanlara kendi kendine yettiğini göstermen gerekir. Bu bir aşk ilişkisi için bile geçerlidir. Biri sana ne kadar âşık olursa olsun, sen hep karşı tarafa muhtaç olursan karşı taraf gitgide seni daha değersiz görmeye başlayacaktır. Bir de ulaşılabilirlik meselesi var, herhangi biri seni aradığı ya da bir yere çağırdığı zaman hep hazır mısın, hep gidiyor musun? Her zaman ulaşılabilirsen ve her isteği kolayca yapabiliyorsan bu da yine seni ve ortaya koyduğun çabaları değersizleştirecektir. Burada kastım, kendini kapatman ve rol yapman değil. Sadece diğer insanlara zaman ayırırken biraz da kendine odaklanman, bazen bu kendine ayırdığın zamanlar için diğer insanların teklifini geri çevirmen olumlu bir etki yaratabilir. Başkalarını memnun etmeye çalışan biri her zaman başkaları için müsait olur. Ancak kendi için zaman ayıran, kendini önemseyen insanlar her zaman müsait değillerdir. Çünkü öncelikleri bazı durumlarda kendileridir.