Kesik baş-Hüseyin Rahmi Gürpınar
Puan vermedi·168 syf.··
2026 5. kitabı
·
70 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 18:06
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bu kitabında Nafiz Efendi, geçim sıkıntısı çeken ve alkolik bir adamdır. Kayınvalidesinin aylık koçanını çalar ve içmeye gider. İçip sarhoş olduktan sonra, kayınvalidesinin kendisinden parayı çaldığını anlayınca çok kızacağını düşünen Nafiz Efendi, sinirini hafifleteceğini düşünerek yol üstünden bir de kocaman lahana alır. Eve doğru giderken ayağı takılır, kuyuya ne olduğunu bilmediği bir çuvalın üzerine düşer. O anki sarhoş haliyle bunun büyük bir lahana olabilrceğini düşünür ve sevinir. Polislerin yardımıyla çıkarıldıktan sonra elindeki çuvalın lahana değil kesik bir baş olduğu anlaşılır. Bu kesik baş davası için Remzi Efendi ve Şakir Efendi görevlendirilir. Bunlar olurken mahallede çeşitli dedikodular ve batıl inançlar oluşur. Burada yazar, toplumdaki batıl inançları ve hurafeleri eleştirir. Dedektifler sıra sıra herkesten şüphelenir ama elleri boş kalır. Kesik baş iyice incelendiğinde dişindeki kişiye özel olarak yapılan protez dişlerden cesedin Raif Bey’e ait olduğu anlaşılır. Raif Bey’in yakın çevresine bakıldığında yabancı uyruklu bir kadın olan Flora ile evlendirilmek üzere olduğu anlaşılır. Flora ve sevgilisi Alber köşeye sıkıştıklarında dedektiflere Flora’dan bir itiraf mektubu gider. Bu mektuba göre Flora ve sevgilisi Alber, Flora’yı Raif Efendi ile evlendirerek mirasını çalıp kaçmayı planlamaktadır. Raif Bey’i sarhoş ettikten sonra mirasını alıp kaçacakları sırada Alber, Raif Efendi’yi öldürmeyi teklif eder ve Flora’yı ikna eder. Başını keserek bulunamayacak bir yere koyarlarsa kendilerinin de yakalanmayacağını düşünürler. Daha sonrasında dedektifler Flora ve Alber’i yakalamaya bu kadar yakın olduklarından ve Flora’nın Alber’in kendisini öldürüp parayı da alıp kaçacağını düşündüğünden böyle bir mektup yazmayı tercih
Kesik BaşHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025615 okunma
Divan
Puan vermedi·272 syf.··
2026 9. kitabı
Yine güzel bir eser Ömer Demirbağ hocamızdan, İlahi aşk temalı,sade ve anlaşılır bir uslupla yazılmış kıymetli bir eser. Divan edebiyatının sonuncularından olan hocamız; divan edebiyatını korumayı ve bu uslubu devam ettirmemiz gerektiğini vurgular. Divan edebiyatı yalnızca bir sanat değildir; islam bilincini, tasavvufu ve ahlakı içine alan yegane bir ağaçtır. Dalları büyümeye devam eder. Bu güne kadar gelmiş geçmiş tüm şairler hepsi bir bardaktan sarhoş olmuşlardır. Fuzuli ne demişse Baki'de onu demiştir. Hepsi aklın yolunu değilde aşkın yolunu tutmuşlardır. Bu eser, Gazel, Musammat, Nazm bölümlerine ayrılmıştır. Ve hece ölçüsüne göre ahenkli bir şekilde yazılmıştır. Eseri okurken yüreğimde bir sükunet buldum. Ve Aşk'ın heyecanına büründüm. Olur ya hafif bir meltemin yüzüne dokunuşu seni mest eder.
DivanÖmer Demirbağ · Diyanet İşleri Başkanlığı · 055 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Üç Silahşörler – Alexandre Dumas
9/10
·755 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:09
Bazı kitaplar vardır; kapağını açtığınızda ne bulacağınızı aşağı yukarı bilirsiniz. Kılıçlar çekilir, düellolar yapılır, düşmanlar alt edilir ve kahramanlar zafer kazanır. Üç Silahşörler'e de böyle başladım. Karşımda genç, ateşli ve gözü pek bir D'Artagnan; yanında ise maceradan maceraya koşan üç silahşör vardı. Fakat kitap ilerledikçe anladım ki bu hikâye sadece kılıçların değil, insanların da hikâyesiydi. D'Artagnan cesaretiyle, Porthos gösterişiyle, Aramis ise inancı ve zarafetiyle dikkat çekse de benim için kitabın asıl ağırlık merkezi Athos oldu. Çünkü Athos konuşmaktan çok susan, tepki vermekten çok gözlemleyen ve yaşadıklarını omzunda taşıyan bir adamdı. Onun sakinliği kayıtsızlıktan değil, bedeli ağır ödenmiş tecrübelerden geliyordu. Ne zaferler onu sarhoş etti ne de felaketler yıktı. Olacak olanın olduğunu kabul edecek kadar hayat görmüş bir karakterdi. Kitabın en büyük sürprizi ise Milady oldu. İlk ortaya çıktığında onun hakkında kesin bir hüküm vermek istemedim. Belki yaşadıkları onu bu hâle getirmiştir diye düşündüm. Fakat hikâye ilerledikçe gördüm ki Milady'nin meselesi yalnızca kötü talih ya da yanlış seçimler değildi. İnsanları kandırmak, kullanmak ve kendi çıkarları için harcamak onun karakterinin bir parçası hâline gelmişti. Felton'u kendi inançlarıyla vurup bir kuklaya dönüştürmesi, onun ne kadar tehlikeli olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu yüzden kitabın sonunda aldığı ceza bana intikamdan çok gecikmiş bir hesaplaşma gibi geldi. Dumas'ın en büyük başarısı ise bütün bunları ağırlaştırmadan anlatabilmesi. Dostoyevski gibi insan ruhunun derinliklerinde kaybolmuyor, Balzac gibi toplumu mikroskop altına yatırmıyor. Ama buna rağmen karakterlerine ruh vermeyi başarıyor. Sayfalar akıp giderken bir macera romanı okuduğunuzu düşünüyorsunuz; kitap bittiğinde
Üç SilahşorAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,4bin okunma
Hasan İbni Sabbah
Puan vermedi·608 syf.··
2026 14. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:50
Eserde bildiğiniz ya da tahmin ettiğiniz üzere tarihte “haşhaşiler” olarak yer alan Hasan Sabbahın örgütünü ele alıyor. Biliyorsunuz ki Hasan Sabah Büyük Selçuklu zamanında yaşamış ve islam ülkelerindeki fitne merkezi İran’da yaşamıştır. Eserde bu oluşumu nasıl planladığımı, amacını açık ve sade bir şekilde açıklamaktadır. Normal tarih kitapları sıkıcı gelir okurlara ama bu kitap tarihten ziyade edebi bir eser olarak kaleme alınmış bir romandır desek yanlış olmaz. Eserde bir kere bizim tarihimize dayanan kalıplar ve kalıntılar var. Selçuklu döneminden bahsediyor en önemlisi bu.Selçuklu döneminin gizemli bir yapısı var, araştırması en zor tarihlerden biridir. Bu kitap araştırmayı teşvik eden kitaplardan. Bu kitapta en önemli şeylerden biri algı yönetimi ve manipülasyonumun önüne geçiyor. Şimdi öyle bir eser ki diyorsunuz ki bazı şifreler var ve ben bunu çözmeliyim, buradaki o şifreleri sağlayan kişi Hasan Sabbahtır. Eserde göreceksiniz Hasan‘ın vaadi insanları cennete koymak. Kalenin yakınlarında sahte cennet bahçesi yapmış, köle pazarlarından en güzel kızları toplamış, onları lüks içinde yaşayacakları bir cennete yerleştirmiştir. Kendisini İsmail’i lideri peygamber olarak millete tanıtmış ve başarılı da olmuştur. İnsanlara cennetin anahtarının kendisinde olduğunu, ölmeden önce onları cennete koyabileceğini söylemiştir. İslamda cennetin ancak ölümden sonra gidilecek bir yer olarak gidilebilecek bir yer olduğunu herkes bilir. Kendisi bu tezini ispat etmek için sahte cennetine bir kaç delikanlıyı gönderir. Ancak onlara, kendisine bağlı kılan zihinlerini bulandıran içinde haşhaş( kenevir) olan hapları içirmiştir.Bu hapları yuttukları zaman kendilerinden geçerler, halüsinasyonlar görmeye başlarlar. Zamanla uykuyu dalan gençler kayıklarla kızların yanına götürülür ve
Fedailerin Kalesi: AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 202150bin okunma
6/10
·384 syf.··
2026 32. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 23:29
Açıkçası Gerilim türü kitaplardan en sıkılarak okuduğum bu oldu. İte kaka bitirdim resmen. Aslında hikaye fena değildi ama "kim doğru söylüyor" çerçevesinde ilerliyordu sadece. Finali sevdim bir tek. Kresten Kroiter(16) bir trafik kazası gecirir, Dr Ted Cogan(43) ilk müdahale sonrası hayatını kurtarır. Altı ay sonra kız intihar eder. Günlüğü bulunur ve Cogan ile ilişkiye girdiğini yazmış olduğundan Cogan kendini bir cinayet soruşturmasında bulur. Spoiler.... Karakter yoksunu en yakın arkadaşı olan Klein aslında kıza tecavüz etmiş. Kız o anki sarhoş kafa ile Cogan saniyor. En yakın arkadaşının abisi Jim ve iğrenç arkadaşı Watkins de... Yani ozetle kitapsız kalsam anca tercih ederdim.
Neşter MüziğiDavid Carnoy · Can Yayınları · 2010134 okunma
“İstisnai” Olmak
10/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 16:41
Algernon’a Çiçekler son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan oldu. Bende bir iz bıraktığı kesin. Orta kalınlıkta olmasına rağmen oldukça da hızlı aktı. Zeka engelli Charlie Gordon’ın ameliyatla zeki yapılması ve bunun sonuçlarına tanıklık ediyoruz romanda. Charlie, kısıtlı bir zekaya sahipken deneyimleyemediği her şeyi deneyimliyor. Aşık oluyor, sarhoş olup dans ediyor, ilişkiler yaşıyor, kitaplar, teoremler hatta bir piyano konçertosu bile yazıyor. Ancak bu zeka seviyesi en üst noktaya ulaştığında aynı hızla geriye gitmeye başlıyor. Zeka evrelerinin her birinin insani ilişkilerine etkisini görüyoruz. Kitapta anlatılmak istenen aslında Charlie’nin annesinin kullandığı kelime olan “istisnai” sınıfında tuttuğumuz azınlıkta kalan kesiminin toplumun diğer kesimi tarafından kabullenemeyişi ve bazen eksik bazen de fazlalıklarından ötürü toplum tarafından dışlanması ile ilgili. Zekanın çok azı da çok fazlası da toplum tarafından kabul edilmiyor. Çok zeki insanların hep yalnız olması da genelde bu yüzden. Yazar şunu da vurguluyor; yalnızca zeki olmanın bir işlevi yok. Zeki olmanın yanında ahlak ve sevgiyle bir harmanlanma şart. Çünkü zekayı neye ve nasıl kullandığın da çok önemli. Charlie’nin bir anda üstün zekaya sahip olmasını, milli piyangodan para çıkıp ani zenginleşen insanlara benzettim. Bu insanların çok zengin olduğu pek görülmemiştir, çünkü bir anda emeksiz gelen o parayla ne yapacaklarını bilemeyip çabucak ellerinden kaybederler. Aslında Charlie de kullanmayı bilmediği bir servetle baş başa kalınca afallıyor, gelgitler ve psikolojik buhranlar yaşıyor, yakınlarını kaybediyor. Gerçekte kibirli olmasa bile çevresi onun yanında aşağılık kompleksine girdiği için bu önyargıyı ne yapsa değiştiremiyor da. Charlie’ye çok üzülmekle birlikte bütün kitap hep ona çok hak
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma