Ölüm bir güzelliktir. Esas felaket, ölmek isteyip de ölememektir. Çünkü canı Allah verir, yine Allah alır. Unutmayın ki intihar bir hayatın sonu değil, bir felaketin başlangıcıdır.
Kul ne isterse Yüce Allah da onu verir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Meğer bir insana yapılacak en büyük yardım maddi destek ve para değilmiş. Onu ‘insan’ yerine koymak her şeye bedelmiş.
Tanzimat'tan sonraki devirde Garp fikri memleketimize yalnız teknik ihtiyaçları doyurmak için girdi. "Mühendishane"nin açılması, Garp riyaziyesinin okunması, düşüncenin prensiplerinde hiçbir değişiklik yapmadı. Bunların birtakım yeni ilmî ve mantıkî neticeler getireceği hatırdan bile geçmiyordu. Bu yüzden iki âlem birbirine nüfuz etmeksizin yan yana ve habersiz olarak yaşadı. Sanata ve fikre boş şekillerin gelmesi zihniyetimizde hiçbir sarsıntı yapmadı. Zahirde bir inkılap gibi görünen hareket, hakikatte bir hercümerçti: düsüncelerde tam bir muhasebe eksikliği, ruhlarda bir yamalı bohça suniliğiydi... Osmanlı gururuna dayanan "kapalı mistik medeniyet" görüșü Garp medeniyetiyle, asıl dünyanın umumi akışıyla temasa gelmeyi menediyordu. Vakıa Tanzimatçılarda Garplılaşmak endişesi kuvvetle bağırıyordu: Şinasi Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar mukaddimelerinde Garp maarifine karşı hayranlığını gösteriyor. Ziya Paşa'da bu daha açıktr: "İslammedeniyeti yıkılmıştır. Şark ahlâkı, kendisine dayanılamayacak kadar bozulmuștur. Garp teknik ve zekâ itibariyle bizi eziyor".
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
“Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter, Ey Şark uyan, yeter ey Şark, uyan, yeter…”
Alıntı
Meğerki ölümün güzeli, hayatın güzelinden daha da önemliymiş.