Oruç.. yoldan patikaya sapmış olanı, çıkmaz sokaklarda kaybolmuş olanı bulduran oruç. Şu zor günlerde yüreğimizin yangınını, bereketi ve rahmetiyle dindiren Ramazan.. Her yıl insana yeniden doğmuşçasına arınmayı vaadeden Diriliş Ayı.. Hoşgeldin!
Yine üstadın bakış açısına, olanı anlama ve yorumlama biçimine hayran kaldığım bir eseri oldu. Ramazan ve oruç ile alakalı birçok yazısının derlenip okuyucuyla buluşturulmasıyla çağ insanının sığlaşmış ramazan anlayışını yenileyerek tekrardan ramazanı bize hatırlattı. En son yazısının 2004 yılına ait olması biraz üzdü, keşke son dönem yazıları da eklenseydi. Ve bir yazısının sonunda farkındalık için yazmış olsa da "kutlu" olsun kelimesi de içime sinmedi. Elimden geldiğince Sezai Beyin bazı tanımlamarıyla Ramazanı anlatmaya çalışacağım hatamız varsa affola :)
Sığlaşmış dünyamızda bizler farkında olsak da olmasak da ramazan yaşamımızda öyle bir yer kaplar ki; insanın çocukluğudur, gençliğidir, yaşlılığıdır.. Yani ramazan ömürdür. Her devirde farklı bir güzelliğini gösterir, farklı bir hikmeti öğretir.
"Çocuklukta oruç büyük olmanın bir imtiyazı, o büyüklerce ciddiye alınmayan, alay konusu olan, her fırsatta cezayla bile değil de görünüşte, affedici, ama cezalandırılmaktan daha zalimce bir muameleye, gülmeye "tabî" tutulan çocukluktan çıkmanın en keskin belgesi gibi gelir insana.
...
Gençlik ve olgunluk çağı oruçları, her yıl geçtikçe bir parça daha insanın tabiatını materyalist çerçeveye mahkum olmaktan kurtarır. Her olaya 'fayda' açısından bakmayı yasaklar oruç. Hükümlerinde 'başkacı' yapar insanı.
...
Yaşlı bir müslüman, ..gençlik yıllarının oruçlardan billurlaşmış sarkıt ve dikitlerini bütün ruhu ayakta tutan mermer sütunu içinde duyar. Yaşlandıkça çocuklarının oruçlarının sütuna yeni bir mermer payandalar dayadığını görür.