Kâğıttan adamlar bunlar, –dedi sakince.– Bütün bunlarsa düşünce uşaklığının bir sonucu! –Bir süre sustu, sonra devam etti:– Tabii, nefret de var burada, Rusya’da bir şekilde ani bir reform, hatta tam bunların istediği türden bir reform yapılsa ve ülke birdenbire çok zengin, çok mutlu olsa, ilk onlar bundan korkunç bir şekilde mutsuzluk duyar. O zaman nefret edecekleri, küçük görecekleri, aşağılayıp alay edecekleri kimse kalmaz çünkü!
(Şatov)
La Bruyère bir yerlerde, “Yalnız olamamanın büyük mutsuzluğu!” der, kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki.
Bir başka bilge, yanılmıyorsam Pascal, “Nerdeyse tüm mutsuzluklarımız odamızda kalmayı bilememiş olmamızdan geliyor başımıza,” der.
Geçen yüzyılda yazılmış bir İngiliz yergi romanının Gulliver adlı kahramanı, boyları iki parmak anca gelen cüceler ülkesinden döner; ancak kendini cüceler arasında dev görmeye öyle alışmıştır ki Londra sokaklarında dolaşırken de elinde olmadan yoldaki insanlara, arabalara bağırır, kendini hâlâ dev, çevredeki herkesi cüce görerek; onları ezmemesi için yana çekilmelerini, kendilerini korumalarını ister. Bu yüzden alaylara, sövgülere uğrar, hatta kimi arabacılar kamçılarıyla bile vururlar deve. İyi ama doğru mu bu yaptıkları? Alışkanlık... Neler yaptırmaz insana!