"Saudade" Portekizece kökenli ama başka bir dilde karşılığı olmayan; "Bir zamanlar sahip olunan, artık kaybedilen bir şeye veya birine duyulan derin, melankolik özlem." Anlamına geliyor. Fakat yazar bu kavramı sadece bir isim olarak bırakmamış, olay örgüsünü toptan bu tema üzerine kurmuş.
Kitap, bir yanda savaşın ve kaybın grileştirdiği bir asker-yazarın, diğer yanda ise genetik bir miras gibi peşini bırakmayan hastalık korkusuyla yaşayan bir öğretmenin kesişen yollarını anlatıyor.
Artılarıyla Saudade...
-Kitabın isminin rastgele seçilmediği, kurgunun her aşamasında hissediliyor. Yazar, "Saudade" kelimesinin barındırdığı o tatlı-sert hüzne sadık kalarak, karakterlerin geçmişe duyduğu özlemi ve geleceğe dair kaygılarını başarıyla harmanlamış.
-Kerem karakterinin sadece bir "asker" olarak değil, travmalarıyla boğuşan, psikolojik destek alan ve yazarak iyileşmeye çalışan "insani" yönüyle ele alınması etkileyici. Sinem’in ise annesini kaybetmiş olmanın verdiği o derin boşluğu Kerem’in yazdığı satırlarda bulması, ikili arasındaki bağı tesadüfün ötesinde kaderi (tevafuk) bir zemine oturtuyor.
Geliştirilebilecek Noktalar...
-Kerem’in Sinem’i bulmak için binlerce kişiye istek atması ve ardından "planlı kazalar" ile hayatına girmesi, türün gereği romantik bir başlangıç olarak görülse de, bazı okurlar için "takıntılı bir takip" (stalking) sınırında algılanabilir. Hikâyenin bu kısımları daha fazla iç sesle desteklenerek karakterin masumiyeti pekiştirilebilir.
-Kitabın bazı bölümlerinde karakterlerin iç dünyasına ve betimlemelere çok fazla odaklanılması, olay akışını yer yer yavaşlatabiliyor. Özellikle diyalogların ağırlıklı olduğu sahnelerle bu tempo dengelenebilir.
İncelememizin sonuna gelirken söylemek isterim ki...
"Saudade", sadece bir aşk romanı değil; aynı