Öncelikle, düğünden önce birbirimiz için yaptığımız şeyler, düğünden sonra yapacaklarımızın garantisi değildir. Düğünden önce bizi sürükleyen şey, aşık olma dürtüsüdür. Düğünden sonra ise, aşk duygusu başlamadan önce olduğumuz eski halimize döneriz. Davranışlarımız, anne ve babamızın sunduğu modelin, kendi özgün kişiliğimizin, sevgi kavramımızın, duygularımızın, ihtiyaçlarımızın ve isteklerimizin etkisi altındadır. Yaptığımız şeylerle lgili kesin olan bir tek sey vardır: Aşkla sürüklenirken yaptığımız şeylerle aynı değildirler.
Hiç kimse bir şeyler yapmaya zorlanmayı sevmez. Gerçek şu ki sevgi her zaman özgürce verilmelidir. Birbirimizden bir şeyler rica edebiliriz ama asla bir şey talep edilmemelidir. Ricalar sevgiyi yönlendirir ama talepler, sevgi akışını keser
Hz. İsa havarilerinin ayaklarını yıkadığında, bir hizmet eylemiyle basit ama derin bir şekilde sevgisini ifade etmişti. İnsanların açık sandaletler giydiği ve asfaltın veya betonun bulunmadığı öyle bir çağda, evin hizmetçisinin eve gelen mi safirin ayaklarını yıkaması bir gelenekti. Hz. isa havarilerine birbirlerini sevmelerini söylerken, su dolu bir leğen ve bir havluyla onların ayaklarını yıkamaya başladığında, sevginin nasıl ifade edilebileceğini örnekliyordu, Bu örnekten sonra, havarilerine bu örneğe uymalarını söylemişti.
Hayatının başlarında, Hz. isa kendi krallığında hizmetkârların en yüksek saygıyı göreceklerinden söz etmişti. Toplumlarn çoğunda, düşük seviyedekiler yüksek sevivedekilerin emri altındadır ama Hz. isa şöyle diyordu: "Büyük olanlar, diğerlerine hizmet edecek." Aziz Pavlos, bu prensibi "Birbirinize sevgiyle hizmet edin."şeklinde özetliyordu.