yerkuşağı

yerkuşağı
@sausade20
öğrenmek için dünyaya gelmedik mi diyenlerden.....Okuyorum, o halde varım. Acı çeken ruhlar birbirini tanımak ve birbirilerine yanaşarak acılarını ikiye katlayarak artırmak gibi inanılmaz bir özelliğe sahiptirler.
Buda'nın Beyni kitabının yazan Rick Hanson'in dediği gibi, "Beynimiz olumsuz deneyimlere karşı cırtcırt, olumlu deneyimlere karşı ise teflon gibidir." Sanki hayatımız ona bağlıymış gibi olumsuza odaklanırken, olumlu olanı hafife alma eğilimindeyizdir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ergenler için güçlü bir ortak insanlık deneyimi sağlayan Challenge Day adlı harika bir program vardır. Program bir grup lise öğrencisini, akranlarıyla bağlılık duygularını geliştirmek için tasarlanmış, gün boyu süren bir dizi etkinliğe sokar. Örneğin "Bizi Ayıran Çizgiler" adlı bir alıştırmada, gençlerden okulun spor salonunun bir tarafinda sıraya girmeleri istenir. Ardından bir takım lideri, bir dizi acı verici deneyimden bahseder ve insanlardan bu deneyimi daha önce yaşamışlarsa spor salonunun diğer tarafina geçmelerini ister. Her olay, herkesin kendi arasında kimin acı çektiğini görmesi için yeterli zaman sağlanarak yavaş yavaş duyurulur. "Ten renginizden dolayı incinmiş veya yargılanmış hissettiyseniz, lütfen çizginin diğer tarafina geçin... Bir sımifta bir öğretmen veya bir öğrenci tarafından küçük düşürüldüyseniz... Gözlük, diş teli veya işitme cihazı taktığınız için, konuşma tarzınız, giydiğiniz kıyafetler ya da vücudunuzun şekli, boyutu ya da görünüşü nedeniyle zorbalığa uğramış, alay edilmiş veya incinmişseniz..." Bir noktada odadaki hemen hemen herkes çizginin diğer yanına geçer, bu da tüm gençlerin bir noktada yargılayıcı zulümden mustarip olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu alıştırma,en katı çocukların bile, kendileri ve başkaları için şefkatle gözyaşları dökmesini sağlar. Bu deneyim, gençlerin kendilerini yapayalnız hissetmelerine neden olan hayali duvarları parçalayarak onların soyutlanma duygularının bir yanılsama olduğunu anlamalarını sağlar ve aralarındaki çatışma olasılığını azaltır.
Başkalarıyla sevgi ve şefkat bağları kurmadan, insan olarak tam potansiyelimizi gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Benzer şekilde 1970'lerin başında "kendilik psikolojisi" adlı bir model geliştiren psikanalist Heinz Kohut, aidiyetin, benliğin temel ihtiyaçlarından biri olduğunu öne sürmüştür. Aidiyeti,"insanlar arasında insan" olma duygusu, diğer insanlarla bağlantılı hissetmemizi sağlayan bir duygu olarak tanımladı. Ruh sağlığı sorunlarının başhıca nedenlerinden birinin, aidiyet eksikliği ve benzerlerimizden koptuğumuz algısı olduğunu vurguladı. Yalnızlık, başkalarının yanında olsak da olmasak da, ait olmadığımız hissinden kaynaklanır. Tam olarak uyum sağlayamadığınız büyük bir partiye katıldığınızda etrafinızdaki tüm insanlara rağmen yalnız hissetmeniz muhtemeldir. Yalnızlık, sadece birkaç santim uzakta dahi olsalar diğerlerinden kopuk hissetmekten kaynaklanır.
Şefkat duygusu , insan deneyiminin kusurlu olduğunun anlaşılmasından ortaya çıkar. Yoksa neden hata yapan birini teselli etmek için nihayetinde o da bir insan diyelim ki. Öz Şefkat tüm insanların yanılabilir olduğu, yanlış seçimlerin ve pişmanlık duygusunun ne kadar fazla ve güçlü olursa olsun kaçınılmaz olduğu gerçeğini kabul eder. (derler ya temiz bir vicdan genellikle kötü bir hafızanın işarettir.)
Kendimize daimi bakım ve anlayış verdiğimizde, aynı zamanda özen ve kabul görmeye layık olduğumuzu da hissederiz. Kendimize empati ve destek verdiğimizde, yardımın her zaman ulaşılabilir olduğunu öğreniriz. Kendimizi nezaketin sıcak kucağına bıraktığımızda emniyette ve güvende olduğumuzu biliriz.