karavul

karavul
@savasan
69 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
6/10
·144 syf.··
2020 1. kitabı
Yazarın anlattığına göre Neriman, batılı hayat tarzına tutkun biridir.Çocukluğunda şuursuz olarak gelişen, belli bir yaşa gelince şuurlanan, büyük oranla hayranlıktan doğan bir tutkunluktur.Batıyı kafasıyla işlemez, hayrandır ona. Dolasıyla renklere, şekillere, seslere tutkundur.Beyoğlu'daki camekanları hayranlıkla seyreder, gelen geçenleri dikkatle inceler, batılı tipi temsil eden Macit, tavırlarıyla, davranışlarıyla ve giyim kuşamıyla Neriman'ı kendine hayran bırakır.Bunun sonucu olarak da Neriman, kendinden, yani şarktan nefret eder.Kahvelerin önünden geçer, oturan insanlardan nefret eder, mahallesinden nefret eder, yeri gelir çocukluk aşkı Şinasi'den, yeri gelir babasından nefret eder. Şinasi, Neriman'ın tersi olarak şarkı temsil eder.Şinasi, banagöre silik bir karakter.Kendini tutan, içine gömülü yaşayan biri.O ise batıyı sevmez, doğuyu savunur. Bilindiği gibi batıcılık, ta tanzimattan beri uğraştığımız bir mesele.Onun için bayağı mühim bir konu.Bundan dolayı bu konu, yüz yüzelli sayfada anlatılacak bir konu değil.Zaten anlatılamamış da bana göre. Romanda kurgu fakir, olaylar sığ. İnsanda bir tatminsizlik uyandırıyor.Peyami Safa sanki, "Bir an önce yazsam da bitse" gibi bir düşünceyle yazmış. Özellikle romanın sonu benim için tam bir hayal kırıklığıydı.Sanki, yükselen ve daha da yükselmesi beklenen bir şeyin, aniden doksan derece aşağı düşmesine benzeyen bir his uyandırdı bende.Macit'in takındığı ilgisiz bir tavır ve ardından, gittiği misafirlikte anlatılan bir hikaye, Neriman'ın hayatını tam tersi yönde değiştiriyor ve biraz sonra da roman bitiyor.Galiba Peyami Safa, Neriman'ın kötü bir sona uğramasına kıyamadı. Bu sondan sonra en çok merak ettiğim,acaba bu iki olay, batılı bir hayat tarzına hayran ve onu isteyen Neriman'ın fikirlerini kökten değiştirdi
Fatih HarbiyePeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202057,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir girizgah yapmadan incelemeye başlamak istiyorum.Eşkiyalar, yağmurlu bir gecede Kuyucak Köyü'nü basıyorlar. Bir karı ve kocayı öldürüyorlar. Bu eşkiyalar kimdir? Köyü niye bastılar? Karı kocayı niçin öldürdüler belli değil. Okumaya devam ediyorum. Ertesi gün, kaymakam ve yanındakiler olay mahalline geliyorlar. Yorganın altında iki ceset. Odanın ortasında kan birikintisi.Ve bir köşe de oturan Yusuf. Daha çocuk. Sekiz dokuz yaşlarında felan. Tuhaftır, annesi babası ölmüş ama, ne gözlerinde yaş var, ne korku ne de üzüntü namına bir şey. Kaymakam, çocuğa birtakım sorular soruyor. Yusuf, sanki hiçbir şey olmamış gibi, sanki ölenler annesi ve babası değilmiş gibi, kaymakamın sorduğu sorulara gayet sakin ve olağan bir şekilde cevap veriyor. Kaymakam " Korkmuyor musun?" diye soruyor. Yusuf, "Anamla babam, nesinden korkayım" diye cevap veriyor.İşin dahası, Yusuf gece boyunca oda da duruyor. Bu köylüler neredeler? Bu çocuğu niçin cesetlerin başında bıraktılar? Yazar bunlara hiç değinmiyor. Dahası yazar, çocuğun o andaki durumunu metanet ve irade abidesi olarak sunuyor. Unutmayalım, bu daha sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk. Peki, yazar bunu bilmiyor mu? Gafletine mi denk geldi veya? Bence yazar, Yusuf'u böyle göstermek istiyor. Ama bu durum bence gerçeklikten son derece uzak bir tutum. Devam edelim...Daha cesetlerin yanındayken kaymakam, Yusuf'u evlatlık edinmek istiyor. Çocuk da sanki hiçbir şey olmamış gibi kabul ediyor.Bunun nedenini okur olarak bilemiyoruz. Okurken hayretler içinde kalıyorum. Yusuf nasıl olur da annesinin ve babasının ölümüne bu kadar kayıtsız kalır?! Büyük bir acının veya büyük bir şokun vermiş olduğu bir kayıtsızlık diyeceğim onu da belirtmiyor yazar. Bu çocuk, gece boyunca tek başına o oda da neler yaşadı, neler düşündü ve hissetti, bunu da
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Ataç Yayınları · 2019210,4bin okunma
8/10
·632 syf.··
2019 1. kitabı
Oblomov, büyük oranla eski Rus insanını temsil eder. Daha doğrusu geleneksel Rus soylusunu.Oblomov'un babası da, dedesi de ve büyük dedeleri de aynı dünya görüşüne ve yaşama biçimine sahiptiler.Ürün o yıl az mı çıktı? Ne yapalım buna da şükür derlerdi.Hayıflanmak, aksini düşünmek nankörlüktü. Geç dikildiği için mi ürünün o yıl az olduğu veya yanlış dikildiği için mi; bakımını, sulamasını eksik yaptıkları için mi diye sormak, akıllarının ucundan geçmezdi.Geçse bile, Bu yaptıkları, Tanrı'ya nankörlüktü. Bağnazdılar, yeniliğe kapalıydılar.Rahatlığı seviyorlardı; yumuşak yastıklara oturmak, nefis ve çeşitli yemekler yemek, eline kazmayı, küreği almamak; ayakkabılarını bile hizmetçilerine giydirtmek; terasa veya balkona oturup sükunet ve rahat içinde, dağları, tepeleri, kırları seyretmek , bol bol uyuklamak, dünya görüşlerinin hayattaki yansımasıydı.Hayat böylece durgun, sessiz ve sakin, rahat içinde akıp giderdi. İşte Oblomov, böyle bir dünyada gözlerini açtı. Çocukluğunu böyle bir yaşam biçimi içinde geçirdi.Büyüdü. Onu iyi bir okula gönderdiler. Diğer soylu çocuklarının çoğu gibi, o da memur olacaktı.Haliyle, ataları gibi o da rahatına düşkündü. sessizliği ve sükuneti istiyordu.Yine de, okudu süre boyunca, içi, gençliğe özgü coşkun bir ateşle yandı.O da taşkın heyecanlar yaşadı. Büyük hayaller kurdu. Koştu, eğlendi, güldü... Fakat bütün bunlar, bir çınar gibi kökleşmiş ve güçlenmiş tembelliği içinden söküp atamadı, sadece üzerini örttü. Sonra memurluk hayatı... Hayalindeki memurlukta, istediği zaman işten paydos edebiliyordu. Canı istemediği zaman veya hava bozuk olduğu zaman işe gitmiyordu; herkes güleryüzlü ve iyiydi. kimse kimsenin önünü kesmeye çalışmazdı.Sonra ne mi oldu? Gerçeğin soğuk ve acımasız yüzü, Oblomovun yüzüne bir şamar gibi indi.Bir müddet
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma