Yazarın anlattığına göre Neriman, batılı hayat tarzına tutkun biridir.Çocukluğunda şuursuz olarak gelişen, belli bir yaşa gelince şuurlanan, büyük oranla hayranlıktan doğan bir tutkunluktur.Batıyı kafasıyla işlemez, hayrandır ona. Dolasıyla renklere, şekillere, seslere tutkundur.Beyoğlu'daki camekanları hayranlıkla seyreder, gelen geçenleri dikkatle inceler, batılı tipi temsil eden Macit, tavırlarıyla, davranışlarıyla ve giyim kuşamıyla Neriman'ı kendine hayran bırakır.Bunun sonucu olarak da Neriman, kendinden, yani şarktan nefret eder.Kahvelerin önünden geçer, oturan insanlardan nefret eder, mahallesinden nefret eder, yeri gelir çocukluk aşkı Şinasi'den, yeri gelir babasından nefret eder.
Şinasi, Neriman'ın tersi olarak şarkı temsil eder.Şinasi, banagöre silik bir karakter.Kendini tutan, içine gömülü yaşayan biri.O ise batıyı sevmez, doğuyu savunur.
Bilindiği gibi batıcılık, ta tanzimattan beri uğraştığımız bir mesele.Onun için bayağı mühim bir konu.Bundan dolayı bu konu, yüz yüzelli sayfada anlatılacak bir konu değil.Zaten anlatılamamış da bana göre. Romanda kurgu fakir, olaylar sığ.
İnsanda bir tatminsizlik uyandırıyor.Peyami Safa sanki, "Bir an önce yazsam da bitse" gibi bir düşünceyle yazmış. Özellikle romanın sonu benim için tam bir hayal kırıklığıydı.Sanki, yükselen ve daha da yükselmesi beklenen bir şeyin, aniden doksan derece aşağı düşmesine benzeyen bir his uyandırdı bende.Macit'in takındığı ilgisiz bir tavır ve ardından, gittiği misafirlikte anlatılan bir hikaye, Neriman'ın hayatını tam tersi yönde değiştiriyor ve biraz sonra da roman bitiyor.Galiba Peyami Safa, Neriman'ın kötü bir sona uğramasına kıyamadı.
Bu sondan sonra en çok merak ettiğim,acaba bu iki olay, batılı bir hayat tarzına hayran ve onu isteyen Neriman'ın fikirlerini kökten değiştirdi