Yusuf’un (a.s) masumiyeti ortaya çıktıktan sonra kral, onu yanına almak ister ve "Bu adam artık benim özel danışmanım olacak" der. Ona "mekîn" ve "emin" sıfatlarını kullanır. Bu kelimeler sadece Yusuf’un güvende olduğunu değil, aynı zamanda güvenilir, itibarlı ve sağlam karakterli biri olduğunu ifade eder.
Ancak Yusuf (a.s), bu teklifi sadece teşekkür ederek kabul etmez. Cesurca bir adım atar ve şöyle der: “Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Çünkü yaklaşmakta olan kıtlık dönemini yönetmek uzmanlık ve bilgi ister. Bu krizle ancak ben baş edebilirim.” Burada dikkat çeken nokta, Yusuf’un (a.s) bu talebi kendini yüceltmek için değil, toplumun hayrına yapmasıdır. O, Allah’ın kendisine verdiği bilgi ve öngörüyü, insanlara yardım için kullanmak istiyor.
Bu tavır bize çok önemli bir dengeyi gösteriyor: Mütevazı bir özgüven. Ne kendini küçük görüp geri duruyor, ne de kibirlenerek kendini yüceltiyor. Aşırı tevazu, insanın kendisini sürekli geri planda tutmasına ve Allah’ın verdiği yetenekleri kullanmaktan kaçınmasına neden olabilir. Aşırı kibir ise başkalarını küçümsemeye ve gücü kendine mal etmeye yol açar. Yusuf’un (a.s) duruşu, bu iki uç arasında sağlıklı bir denge kurmanın güzel bir örneğidir.
Gerçek özgüven, insanın Allah’ın kendisine verdiği yetenekleri tanıması, ancak bunları kendi adına değil, Allah rızası için ve başkalarının yararına kullanmasıdır. Yusuf (a.s) da bunu yapmıştır.
Nouman Ali Khan
(5. Bölüm)