Josef K. sabah uyandığında odasında hiç tanımadığı birileri olduğunu görür. Onu tutuklamaya gelen görevliler olduklarını söylerler. Görevlilerin konuşmaları, davranışları bir tutuklanma anındaki ya da en azından hayatın olağan akışındaki konuşmalar gibi değildir. K.’nın bildiği kadarıyla tutuklama bu şekilde olmazdı ne de olsa hukuk devletinde yaşıyordu, hem suçunu da söylememişlerdi. Bu olsa olsa bir çeşit şaka olmalıydı.
Bu satırlar, bir Kafka hikayesinin içinde olduğumuzun işareti sanki. Kafka okumak bulunduğunuz yerde ışığın hafiften azalması ve okuduğun şeyde anlatılanların bilinenden farklı, tuhaf halde olduklarını görmek gibi. Onun hikayelerinde yoğun olarak hissedilen anlamsızlık ve çaresizlik duygusu, Kafkaesk tabirini daha önce duyduysanız böyle bir ruh haline karşılık geliyor. Onun en bilinen romanlarından biri olan bu kitapta Josep K.’nın yaşadıkları anlamsız, kendisi de içine düştüğü bir durumdan kurtulmak için labirentin içinde kalmış biri gibi çaresizdir. Bu tema sadece Kafka tarafından ya da sadece edebiyat alanında değil, başka yazarlarca ve sinemada da kullanılmış.
Romana devam edecek olursak, Josep K.’nın ilk sorgusu hemen evinde yapılır. Suçunun ne olduğu söylenmez, hatta sorgu bittikten sonra oradan giderler. K.’da normal hayatına devam eder, işe gider. Ona bir kurul tarafından tutuklandığı, Pazar günü ilk duruşmasının yapılacağı söylenir ve böylece dava süreci başlar.
Kendisi de hukuk eğitimi almış olan Kafka’nın bu romanı, her cümlesinden onlarca anlam çıkaracağımız, adalet ve bürokrasi sisteminin sorgulamalarıyla dolu. Kitapta adalet sistemindeki çatlaklar ve üzerinde hiç düşünmediğimiz tuhaf işleyişler sembollerle, metaforlarla, gerçeğin çarpıtılmış yansımalarıyla anlatılıyor. Dava boyunca savcı, hakim, avukat, mübaşir, kalem memurları, jüri