Eğer eylemi insanın her şeyi olarak kabul edersek değerimiz de ancak yaptıklarımızla orantılıdır ve diğer taraftan eğer eylemlerimizin tümünün olmasa bile neredeyse tümünün duygusal durumlar tarafından tetiklendiğini göz önünde bulundurursak, uğraşımız açısından elverişli duygularımızı geliştirmemizi, büyütmemizi sağlayan hassas mekanizmayı titizlikle incelemenin ne kadar büyük bir önem taşıdığını hemen anlarız.
Sonunda irade yenilmiş olsa bile ki sıklıkla yaşanan budur cesaretimizi asla kaybetmemeliyiz. Hızlı bir akıntıyla karşılaşan yüzücü gibi biraz ilerlemiş olmamız yeterlidir ya da herhangi bir karamsarlığı engellemek adına şöyle diyebiliriz: Kendimizi tamamen akıntıya bırakmaya nazaran daha az sürüklenmiş olsak bile biraz ilerleme kaydetmiş olmak da bir şeydir. İstediğimizi zamanla elde edeceğiz. Alışkanlıkları biçimlendirip onlara doğal eğilimlerin güç ve enerjisini veren zamandır. Asla umutsuzluğa kapılmayan insanın gücü muhteşemdir.
Leibniz, sahip olmadığımız bir inancı kendimizde yavaş yavaş oluşturmayı arzuladığımızda bu yasanın bizim için ne tür bir etkisi olabileceğini çok iyi anlamıştı: "Dikkatimizi hoşlanmadığımız bir şeyden hoşumuza giden başka bir şeye kaydırarak kendimizi istediğimiz şeye inandırabiliriz; yani daha ziyade olumlu taraflarına odaklandığımız bir şey en sonunda bize daha muhtemel görünecektir."
Şunu itiraf etmek gerekiyor ki eğitimin en meşakkatli sorunu hassasiyetten yoksun çoçukları yetiştirmeye çalışmaktır.
Bütün düşünceleri dalgınlıktan ibarettir.
Dinlerler ama hiçbir şey hissetmezler.