“İnsanlar kendini sevdiren birisini mağdur etmeyi, korku uyandıran birisine oranla daha az önemserler; çünkü sevgiyi hatır bağı ayakta tutar; insanlar kötü oldukları için, kişisel çıkarları söz konusu olduğu her fırsatta, bu bağ kopar; oysa korku, insanı hiç terk etmeyen bir ceza korkusuna dayanır.”
“Türk’ün ülkesini işgal edebilmedeki zorlukların nedenleri şunlardır; o ülkenin derebeyleri tarafından oraya çağrılman olanaksızdır, keza hükümdarın çevresindeki kişilerin başkaldırısının, senin girişimini kolaylaştırmasını umamazsın. Bu da yukarıda belirtilen nedenlerden kaynaklanır: Hepsi sultanın kulları oldukları ve ona bağlı oldukları için satın alınmaları daha zordur, satın alınsalar bile daha önce belirtilen nedenlerden ötürü insanları peşlerinden sürükleyemeyecekleri için fazla yararlı olmaları beklenemez. Bu yüzden Türk’e saldıracak olan kişi, onu tam bir birlik içinde bulacağını düşünmek zorundadır ve oradaki kargaşalar yerine kendi güçlerine bel bağlamak durumundadır. Ama bir kez Türk’ü yener ve ordularını yeniden toparlayamayacağı biçimde onu bozguna uğratırsa, hükümdarın soyu dışında çekineceği bir şey kalmaz. Hükümdarın soyu ortadan kaldırılınca, korkulacak hiç kimse kalmaz çünkü başkalarının halk nezdinde hiçbir itibarı yoktur ve galip olanın zaferden önce onlara bel bağlaması nasıl olanaksızsa aynı şekilde zaferden sonra da onlardan korkması gerekmez.”
“Kişinin nasıl yaşadığı ile nasıl yaşaması gerektiği arasında öyle bir uçurum vardır ki, yapılması gereken uğruna yapılanı terk eden kişi, çok geçmeden korunmasını değil yıkımını öğrenmiş olur; çünkü her zaman iyi bir insan olmak isteyen kişi, iyi olmayan onca insan arasında kesinlikle yıkıma uğrayacaktır.”