geçmiş günlerimizi, bir daha bulunması olanaksız bir yitik cennet gibi düşünürdüm. o cenneti bir daha bulabilecek miydik acaba? dünya, bir zamanlar olduğu gibi güvenli bir yer olmaktan çıkmıştı artık.
beni tedirgin etmeyen, bana güvenlik veren tek şey kitaplardı. kitaplar, salt söylenilmesi gerekeni söylüyor; bir başka şeyden söz ediyormuş gibi yapmıyorlardı. ben elime almadığım zaman, suskundular. içlerinden birini alıp da sayfalarını karıştırmaya başladığım zaman ise, söylemek istediklerini açık seçik söylüyorlardı.
büyüklerin sadece iradelerinin ve isteklerinin değil, vicdanlarının da oyuncağı oluyordum. canları istedi mi, bir iyilik, bir şefkat aynası sırçalıyorlar; ben olmaktan çıkmış bir beni, isteyip istemediğime bakmadan o aynaya yansıtıyorlardı.