Siz bırakıp uzaklara gidince, aradan yirmi yıl da geçse sanıyorsunuz ki duvardaki resminiz ilk bıraktığınız hissi uyandırır odaya girip çıkanlarda. Bırakıp giden arayıp sormaz olduğunda bir başkası tebessümü ve selamıyla dolduruyor yerini oysa.
Kalp beğenir, sever, ister, özler, buluşur, "bir" leşir.Bu uzun yol bir ritim ister. Bu ritim ne kadar bozulursa yoldan o kadar çıkar ve "bir" yerine " bin" de kaybolur.
İnsan bedenine karşı, aklına karşı, kalbine karşı sorumluluklar verir. Bu sorumluluklar evi, sokağı, geceyi, gündüzü, halveti, encümeni boşluk bırakmadan düzenler. Boşluk bulup canı sıkılan kişi bir sorumluluğundan vazgeçiyor demektir ve de ya emekten, ya dikkatten ya da rikkatten çalıyordur.
Derin ve yoğun bir dikkati öğrenmek ve hayata geçirmek için insana, tabiata, kainata hayret nazarıyla bakmayı başarabilmek gerek.Gönül gözünü dört açarak, insan ancak yoğunlaşabilmekle kendi ruhuna değebilir. Kendi ruhuna değmekle başka ruhlara da dokunabilir.