yollarım gökle kesişmişken
adımlarım geriye doğru savruluyorken
gözlerimi kapatıp, tanrıdan dilediğim umut kırıntıları
yeryüzüne zarif ruhlar gibi düştü
daha fazlası olamaz, dediğimde içimden
fırtınalar kopmuş ve hâlâ dinmemişken
sarı, solgun karahindiba yaprakları
yüzüme alay eder gibi güldü
uyuyup uyandığında geçecek geceleri çok zor. ne uyuyabiliyorsun ne de uyanabiliyorsun, kötü olan diğer kısmı da yarın zaman durmuyor senin için. vaktin daralıyor gitgide, vaktin bitiyor.
doğum günleri hem geçmişten gelen buğulu ve karanlık bir hatıra gibi, hem de geleceğe dair bilinmeyen bir kapı. ardında ne olduğu hakkında hiçbir fikrin olmadığı.
ve ne kadar doğum günlerinin anlamsız olduğunu düşünürse düşünsün içten içe bir anlam yüklüyormuş insan, her yaşında.
gitmek mi istiyorsun?
kanayacaksın,
kapıdan çıkacak cesareti bulana kadar
ve çıktığında
küçüğüm,
kalacaksın
yaraların iyileşene kadar
bu kısır döngü nefes aldığın sürece
devam edecek zihninde
ağlayacaksın,
gözyaşlarını silemeyecek duruma gelene kadar
kesilecek avuç içlerin
kanayacaksın
saçların örülemeyecek kadar kısalacak,
dudakların öpülemeyecek kadar kuruyacak,
ciğerlerin nefes alamayacak kadar sönecek
yara bandı tutmayacak açık yaraların,
neşter kesti
iğne dikmeyecek
ipler yeterince uzun değildir, bilirsin
kavuşamazlar sevdiklerine
bana nasıl bir kalp verildiğinin farkında değilsin,
zehir pompalıyor zihnime
ve bir kapı göremediğinde artık dört duvar arasında
anlayacaksın,
yalan söylediler
küçüğüm,
bize yalan söylediler
bu dünya gerçek cehennemdi
ve senin kolların
cennetine hiç yetişemedi