9/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 18:03
Bu kitap düşündüğümden daha ağırdı ya. Her okuduğum sayfada yeni bir bilgiyle karşılaşmak çok yordu beni. Ben bu kadar bilgiyi kaldırabilecek bir insan değilmişim onu öğrendim. Öncelikle ilk kitaptaki sorularımın cevaplarını aldığım için çok mutluyum ama yeni sorularla karşı karşıya kaldık mı kaldık. Artık üçüncü kitapta onların cevaplarını alırız umarım. Erin bu kitap beni çok delirtti ya. Tam doğru bir hareket yapıyor diyorum, ikinci hareketiyle yüzüm Mona Lisa tablosu gibi gülsem mi gülmesem mi dercesine kalıyor. Ya kızım bir duruşun olsun, bir tarafın olsun, bir amacın olsun. Sen her şeye aynı anda sahip olmak istiyorsun ama o da olmaz ki. Kim her şeye aynı anda sahip olmayı başarabilmiş? İan'a bu kitapta çok üzüldüm ya. Zavallım Erin'in bütün çalkantılarını çekmek zorunda kaldı. Diğer karakterlerin ani duygu ve karakter değişimlerine de acayip sinir oldum. Lan madem değişeceksiniz, bari yumuşak geçişler yapın şak diye bambaşka bir insan olmak nedir? Onun dışında oldukça güzel bir kitaptı. Yunan mitolojisini sevdiğim için sevmemem imkânsız gibi bir şeydi zaten. Bunun yanında, dediğim gibi ağır bir kitaptı o yüzden okurken dan diye okuyamazsanız endişelenmeyin eminim %90'ımız aynı sorunu yaşamıştır. Yunan mitolojisine, fantastik romantik türüne ilgi duyuyorsanız bir şans verin derim. Eğer ilginiz yoksa ve ağır kitaplar okumaktan hoşlanmıyorsanız, sevmemeniz çok olası.
Deniz Kızı AğladığındaEkin S. Koch · Ephesus Yayınları · 0905 okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 69. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 18:01
kitapların ruha dokunduğuna, kişinin kendisini tanımlamasında çok çok yardımcı olduğuna inanıyorum. böyle okuyorsun bir satır mesela, şak diye yüzüne çarpıyor tokat gibi. ‘işte bu, anlatmak istediğim buydu benim.’ diyorsun ve daha çok sarılıyorsun kitaplara. böyle içine içine işleyen kitaplara denk gelmek de bence herkese nasip olmuyor. her sayfasında bir tokat yedim ben mesela ve gözyaşlarımı akıttım yine. bu eser sizi manevi olarak doyurmaz, edebiyatın zenginliklerine götürmez. şahsi fikrim ama sizi sadece bu kitapta yaşananları yaşayanları alır bir çukurdan diğer çukura taşır. tutar elinizden, gerçeklerin ortasına fırlatır. kitap bittiğinde de bence ya benim için de böyle bir son olabilir dersiniz ya da pollyannacılık bu, böyle bir dönüşüm benim kaderimde yok dersiniz. ben bunu böyle yaptığım için böyle yorumlamak istedim. birkaç saatlik kitap keyfiniz için değil yani, özellikle biz kadınlar için. kitabın yazarının gerçek adı aslında Édouard Louis değilmiş. adı Eddy Bellegueule’ymiş. ilk buna şaşırmıştım, ikinci olarak eşcinsel olmasına (kitapta buna çok çok az değiniliyor) ve üçüncü olarak anlattıklarının kendi annesinin hikâyesi olmasına. hatta kitap içerisinde birkaç fotoğraf dahi var, annesiyle çekildiği. kadının dönüşümünden sonra nasıl göründüğünü bile görebiliyorsunuz ve ben bundan çok etkilendim. yani, açıkçası ailevi sorunlarınız bu kitap üzerindeki gibi değilse çok da sizi etkileyeceğini sanmıyorum ama benim iliklerime kadar işledi ve okuduğumdan beri sözler yaramın kabuklarını tekrar tekrar kaldırıyor. bu kadın savaşımını bu şekilde vermiş, defalarca bedel ödeyerek ve bir kadın olarak doğduğu için belki de. ben ise verdiğim ve vereceğim savaşımın nasıl sonuçlanacağını şimdilik merak etmeye devam ediyorum. belki ben de adımı değiştirip her şey ve herkesten
Bir Kadının Kavgaları ve DönüşümleriÉdouard Louis · Can Yayınları · 20242,911 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
Akıp gidiyor ama tam olarak hikayenin içinde değilim.
8/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Duzah, ilk basta epey etkilendiğim bir kurgu çünkü her karakterin kendi hayatının başrolü olduğu gösterilmiş. Yan karakterler figüran muamelesi görmüyor. Başka bir karakteri, sadece basrolun gördüğü kadarıyla görebiliyoruz ama gördüklerimizden ibaret olmadığı belli edilmiş. Nasıl mı? İlk basta şu şekilde düşünmüştüm; kitaplar, her şeyi gerekli ayrıntılarla anlata anlata ilerleyenler ve başrolün o an yaptığı,gördüğü, düşündüğü şekliyle ilerleyenler olarak ikiye ayrılır. Bizim ki 2.oluyor yani hikayenin bir yerinden başlamış ve o andan itibaren bengi ne düşünürse ya da görürse biz de onu okuyoruz. Mesela, abisi uzaktaymış ama bengi onun nerede olduğu yada kaçtığı gerçeğini düşünmek yerine, onun hakkında sahneye göre değişen, daha farklı şeyler(geçmişten anılar vs) düşündüğü için ilk basta hayatta olup olmadığını bile anlamadık. Öyle bir konuşuyordu ki sanki ölmüş. Eh onu bırakıp gitmesi boyle bir etki bırakmış olabilir. Bilemiyorum, belki de bu yüzden bize hafiften ölü gibi gösterilmiştir. Sonuç olarak her şeyi şak diye göstermiyor. Ne zaman karakterler o olaya, bilgiye denk düşerse, o zaman görüyorsun. Yan karakterler için de aynı şey söz konusu. Basroller biriyle yan yana gelirler ve sadece onların gördüğü kadarını görürüz ama arka planda o karakterin yaptığı birçok şey olduğu, o an ki rolünden ibaret olmadığı anlaşılır. Yazar işin bu kısmını iyi yapmış. Artı olarak slow burn olmasına rağmen sıkmıyor çünkü karakterler 1.kitapta hep yan yana, 2.kitapta ise zaten ilişkileri sıkmayacak kadar ilerlediği ve gereksiz olaylara çok yer vermediği için sıkıntı olmuyor. Özellikle incelendiğinde bir sürü sıkıntı çıkması ayrı mevzu. İşin uzmanı olmadığım için YouTube(Jülide müşerref ç.) incelemesinde bahsedilenleri pek fark etmedim ama şunu söyleyebilirim; hikaye, yazarin
Duzah 1Hazel Noya · Ephesus Yayınları · 2025448 okunma
4/10
·200 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
yazarın 'düş yakamdan şeytan' isimli kitabını çok beğendiğim için bu kitabına da şans vermek istedim ama beklentimi karşılamadı, sönük kaldı diğer kitabın yanında. kitapta knockemstiff eyaletinden farklı bir sürü kişinin öykülerini okuyoruz, hepsi birbirinden iğrenç hayatlar uyuşturucu ve alkolle mahvolmuş insanlar. bu konudan güzel bi kitap çıkabilirdi ama tam olaya girdiği an şak diye öykünün bitmesi hoşuma gitmedi, bazı öyküler bir yere bağlanmadan bitti. sadece birkaç tanesini beğendiğim için daha yüksek puan veremeyeceğim. eğer çok merak ediyorsanız önce düş yakamdan şeytan kitabını okumanızı öneririm.
KnockemstiffDonald Ray Pollock · İthaki Yayınları · 202438 okunma
8/10
·448 syf.··
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 08:20
Yazarin dili, akiciligi, seçtiği kelimelerin duygu olarak gecirgenligine bir lafım yok. Kimsenin olamaz gibi. Kitabin konusu, ele alinisi ve sonucu bence tatmin ediciydi. Usturayla aldığı anda ne yapacagini herkes anlamıştır ama bu şekilde olacağını düşünmemiştir. Benim bu kitapta ve Ayfer Tuncta eleştirecegim şey pes pese 3 kitabini okumuş olarak fazla yoğun bir acı dili ve kurgusu yazması. Evet yaptigi isi cok iyi yapiyor ama bu kadar anti düşüncelerle yer verdiği bir ask hikayesi ya da acı hikayesi diyelim karakterlerdeki boşluk duygusunu bizede geçirdi. Son kısımda bir an ağlayacak gibi oldum ama sonra şak diye kesildi. Ve 3 evlat sahibi biri olarak Heidi gorunce ağlayan birine dondum. Sanem ve Umut karakteri farklı yara ve acılarla yogrulmus, hayattan beklentisi kalmamış amaçsız iki karakter. Sanem ailesinin ona kol kanat germesi icin canını verecekken Umut bu sevgiyle boğulup altında kalıyor. Umut hayattan alabilecekleri gözünün önündeyken alamadığı icin acı çekiyorken Sanem hicbir beklenti taşımıyor. Biri severken diğeri buyuk bir boşluk ve kirilmislikla yaşıyor. Biri bircok kayıp yaşadığı halde hicbir şey düşünmemeye değer bulmasada diğeri aklından silemiyor; hem o anlari, hemde getirdiklerini... Zıtlıklar ve acılarla yoğurulmus iki hayat ve olamayan bir ask..
Âşıklar Delidir ya da Yazı TuraAyfer Tunç · Can Yayınları · 20254,041 okunma