Öncelikle biyografik bir detayı belirtmek lazım: Yazarımız Huxley, sanırım 20-21 yaşlarında görme yetisini kaybetme tehlikesiyle karşılaştığı bir hastalık geçirmiş ve uzunca bir tedavi süreci yaşamış . Kör kalma korkusu onun ruh dünyasında derin izler bırakmış ve görülen o ki, bu adamın "görme" ve "algı" konusundaki şaşırtıcı bakış açısı o karanlık dönemin bir ürünü.
Şimdi kitaba gelecek olursak: Renkleri yalnızca dışımızda görsel bir şeyler olarak değil de, içimizde yaşayan duygular gibi hissettiğimizi bir düşünsenize... Ya da zamanın akışkanlığını kontrol edebildiğimizi... Algı Kapıları bana bunları düşündürtmüştü.
Evet, bu kitap Huxley'nin bir doktor nezaretinde meskalin adlı halisünojeni deneyimlemesini anlatıyor ama hepsi bu değil. Onun satır aralarında bahsettiği, dahice diyebileceğim birçok tespitini, yeni bulunmuş bilimsel bir gelişmeymiş gibi sağda solda okuyorum. (bazı uyuşturucular ile bazı hormonların kimyasal olarak şaşırtıcı derecede benziyor olması gibi)
Belirgin bir olay örgüsü olmadığı için yüksek konsantrasyonla okunması gereken bir kitap ama "algı" konusuna kafa yoran biriyseniz içinde işinize yarayacak çok düşünce var.