Kim ki suda akıntıda sürüklenir, kim ki kendine daha yüce ilkeleri rehber edinmez, kim ki ideali yoktur, inancı yoktur, böyle bir insan yaşayan ve hareket eden bir canlı olmak yerine, hareket eden bir şeydir, bir yankıdır ama ses değildir. İç yaşamı olmayan bir insan bir barometrenin havanın sadık hizmetlisi olması gibi, çevresinin kölesidir.
Sonra bir gün büyük bir sarsıntı ve şaşkınlık içinde fark edersiniz ki, orada oyun alanında olan başka herkesle birlikte, katılmak üzere kandırıldığınız bu çılgın oyunun size öğretilen kuralları, size yalnızca sayı yapma izni veriyor, ancak asla koşmayı bırakmanıza izin vermiyor! Rekabet edebilirsiniz, ancak asla anlamlı ya da kalıcı bir zafere ulaşamazsınız.
Dış dünyayı değiştirmeye çalışmayın. Kendi tavrınızı ve bakış açınızı değiştirin. Kendinizi değiştirdiğinizde, sizi ilgilendirdiği kadarıyla dünyayı da değiştirirsiniz, çünkü sizin kendi dünyanız, sizsiniz.
Sorun, çoğumuzun seçimlerimizde ısrar etmesidir; dolayısıyla şunu görmemiz yaşamsal: Şu anki yaşam deneyimimiz, zaten yapmış bulunduğumuz seçimler tarafından belirlendi. Tekrar aynı seçim alanına dönmek niye? Zaten bunun hasadının mutluluk olmayacağından şüpheleniyoruz ve artık bu şüpheyi doğrulamamız gerekiyor. Kötü bir şey olmayacak! Aslında, işe yaramaz düşüncelerimize yapışıp kalmayı bir bıraksak, yalnızca iyi bir şey olabilir.