Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.
“Daha anlatsana,” dedim.
“Hoşuna mı gitti?”
“Hem de çok. Seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim.”
“Benzinimiz yeter mi ki?”
Yalancıktan doldursak yeter.”
“Anneciğim...”
Sesimi iyice alçaltarak belki de hayata yönelik en büyük suçlamamı dile getirdim.
“Anneciğim, keşke hiç doğmasaymışım. Balonum gibi olsaymışım...”