Kendi başınaydı; o ve mesleği “bir” olmuştu. Klasik bir oryantalist görüntü, sıradan bir günlük olay, kayıp bir dünya, her seyahat broşürünün standart vaadi, canlı, yaşayan bir tecrübeye tanık oluyordum. O anda, hem geçmiş hem de gelecek vardı; o oyma ve izleme eylemi tüm kâinatı kuşatıyordu. O usta, nefsinin, kendi varlığının sanatında eriyip gitmesini sağlıyordu; bu, tam bir fenâ anıydı…
Buradaki püf nokta, o lütfa ulaşmak için modern yaşamı terk etmek değil, nerede olursake olalım ve hangi şartlarda yaşarsak yaşayalım, lütfu oradaki yaşamımızın içine taşımaktı.