seaaa

seaaa
Baktığın benim, gördüğün sensin. open.spotify.com/track/6mzW3RYny...
Suçlu yok hiçbir zaman. Sadece inanılmış olanlar sonucu yapılmış bilinçsiz seçimler var. En yargıladığımız insanın dahi inandıklarına bir an olsun inansak aynen onun gibi davranırız. İnançlarımız ne ise oyuz çünkü. Mesele şu ki, zihnin elinde neye inandığımızdan habersiz savrulup duruyoruz.
Reklam
Her şeyi kendine çeken tek yönlü bir çekim. Ayrılık yok ki. İstemiyorum dediğin her şey de sensin, nasıl iteceksin? Kendinin bir bölümünü nasıl uzaklaştıracaksın kendinden? Sen bir şeyi itemezsin, yanılgıdır bu. İtmeye kalkarsan sana doğru daha fazlası gelir. Zira gerçek, o itmeye çalıştığını kabule zorlar. Her şey Bir'den gelip Bir'e dönmeye çalışmaktadır bu alemde.
Öfkelendiğinde ve yargıladığında tepki vermiş olursun. Oysa o anda, "Seçimine katılmıyorum ancak senin seçimin. Dilerim her şey gönlünce olur. Ne zaman istersen ben yine buradayım," gibi bir oluşla durabilirsen onun gerçeğe dönebilme olasılığına hizmet ederek anı yükseltirsin.
Her an, yani yaşamın sana geldiği her an ya ona tepki vererek, çamurunu atarak onu kirletirsin, ya da onu kabul ederek ona kendi gerçeğinle hizmet etmeyi seçerek, o anda kendin olmayı seçip o anla birleşerek onu yükseltebilirsin. O an, o olan sana geldiyse, seninle birleşmek için geldi demektir. Her an bir potansiyel taşır yükselmek için. Her anın bir yüksek olasılığı vardır potansiyel olarak bekleyen. Ama sen ben yokum diyerek tepki verirsen senin zihin dünyanda her şey bir o kadar daha düşecektir.
Haklı olmak da ne? Bir bakalım ne demek? Öfke demek, tepki vermek demek, "Bu böyle olmamalı," demek. Yani bir şeyler oluyor, sen kim isen, yani kainatın üzerinde nasıl bir bilirkişi isen diyorsun ki "Bu böyle olmamalı," ve üstelik bu yargında haklı olduğuna da karar veriyorsun. Koca kainat dönüyor, her an işlemekte ve sen buradan bir noktaya bakıp "Yok arkadaş bu böyle olmamalıydı, ben haklıyım," falan diyorsun. Sana mı soracak dünya? Oldu diyor, çoktan oldu, n'aber?