Çok uzun zamandır ikinci Dünya Savaşı ve Polonya’daki toplama kampları ile ilgili herhangi bir kitap okumamıştım.
Primo Levi’nin Bunlar Da Mı İnsan? Kitabı beni çok ama çok etkiledi.
Yazarın tanıtım yazısında kitap hakkında derki: “Nazi toplama kampları sisteminin niteliklerini, kamptaki tutsakları ve tanı olduğu işkenceleri, olan üstü bir nesnellikle ele aldı.”
Auschwitz’e Nasıl getirildikleri, kampa ulaştıktan sonra çalışabilecek kişilerle çalışamayacak kişilerin nasıl ayrıldığı, Çalışamayacakları tespit edilen yaşlıların hastaların kadınların ve çocukların nasıl gaz odasına gönderildikleri, uğramış oldukları bütün aşağılayıcı arındırma yöntemleri, kalacakları Barakaları yerleşmeleri, ve tüm bu düzene alışma ve bu düzen içinde çalışma koşulları çok net bir şekilde gözler önüne seriliyor.
Toplama kampındaki insanların iç dünyaları düşünceleri ya da artık düşünmeyi bırakmaları ayakta kalabilmek için gösterdikleri farklı yöntemler ve Primo Levi’nin yakından tanıma fırsatı buldu bir sürü esir ile ilgili gerçek hikayeler beni çok etkiledi.
Kitabın son kısmında anlatılan Rus taarruzu sonucu Almanların nasıl toplama kamplarını terk ettiği, insanları nasıl ölüme terk ettikleri ve yazarımızın birlikte kaldığı Kabe hastane koğuşundaki 11 kişi ile geçirmiş olduğu son on gün belki de en vurucu kısmıydı.
Gerçek bir tanıklık hikayesi okuyoruz ve tekrar tekrar sorgulamaktan kendimi alamıyorum.