şu an beni topluma bağlayan hiçbir bağ yok, insanların olduğu yere beni çağıran cazip bir şey ya d umut yok. beni görenler iyi bir bir düşünceye kapılmayacak, bana iyi bir dilekte bulunmayacak. evrensel anne doğa dışında hiç akrabam yok. onun koynuna girip orada huzur bulacağım.
sana kendi kararlı duruşumu değil (bu da zayıf bir kelime), sadakatle ve tam da istediğim gibi sevildiğim aşka karşı dirençsizliğimi göstermeliydim. böylece sadakat yeminimi kabul etmeni, senin de bana yemin etmeni isteyebilirdim.
bu hayatta hiç kimse sevilmeyi benim kadar isteyemezdi ve beni böyle seven kişiye tapıyordum. ama aşkımdan ve idolümden vazgeçmeliydim. iç karartıcı tek bir söz dayanılmaz görevimi açıklamaya yetiyordu: ''git!''
sizin için bir anlam taşımadan kalmaya dayanabilir miyim? sizce ben makine gibi, duygusuz bir makine gibi yaşayabilir miyim? ağzımdaki lokmanın, bana can veren suyun elimden alınmasına dayanabilir miyim? yoksul, sıradan sönük, küçük olabilirim ama ruhsuz ruhsuz ve kalpsiz olduğumu söyleyebilir misiniz? öyleyse yanlış düşünüyorsunuz! çünkü benim de sizin gibi ruhum ve sizinki kadar büyük bir yüreğim var! tanrı beni biraz güzellik ve zenginlikle ödüllendirilmiş olsaydı şimdi siz de beni bırakmazdınız, tıpkı benim sizi bırakamadığım gibi. ben şu an geleneklere basmakalıp fikirlere ya da ölümlü bedenlerimize göre konuşmuyorum. şu an benim ruhum sizin ruhunuza konuşuyor. her ikisi de mezardan gökyüzüne yükselip tanrı'nın huzuruna çıkmış gibi, birbirinin dengi, tıpkı bizim olduğumuz gibi!
bizim olduğumuz gibi!