Erken yaşlardan itibaren dindar ailelerin, çocuklarına/gençlerine yatırımı bilgi düzeyinde, davranış düzeyinde oluyor. Kalp düzeyinde olmuyor. Erken yaşlardan itibaren Kur'an ezberletiliyor, namaz kıldırılıyor ancak kalbe dönük herhangi bir yatırım olmuyor. Bu nedenle de çocuklar ve gençler; anne baba kontrolü altında oldukları dönemlerde veya yerlerde bilgilerini konuşturuyor, davranışlarını gösteriyorlar ancak sevmediklerinden, sevimli bulmadıklarından, heyecanlanmadıklarından, kendi başlarına kaldıklarında tam tersi bir hayat tarzını yaşıyorlar. Gençlerimiz davranışı ya da yaşantıyı muhafaza etseler bile kimseye güvenmeyen, herkesle yüzeysel ilişki kuran, kızgın, küskün, çevresi ile kavgalı ve belki de en çok kendisi ile kavgalı insanlar haline geliyorlar. Kalplerini kilitliyorlar.
Harika bir yaz tatili dendiğinde kimsenin aklına umreye gitmek gelmiyor. Keyifli bir hafta sonu dendiğinde kimsenin aklına Kur'an ile geçmiş bir hafta sonu gelmiyor. Geçen gece çok eğlendik dendiğinde kimsenin aklına dini bir sohbet gelmiyor. Çünkü hiç birinde duygu yok, hepsinde davranış var. Öyle gösterilmiş, öyle öğretilmiş, öyle yaşatılmış.
Üzüntü kıymetli bir misafir, mahir bir öğretmen, eşsiz bir tecrübe olabilir. Bunun için bizi değiştireceği muhakkak olan üzüntüyü sahiplenecek, kendimize yakıştıracak, üzüntümüz yapacağız. Üzüntümüz bizi daha bencil değil daha diğergam yapsın için; tüketimimizi değil üretimimizi arttırsın için, anlamsızlıkları değil anlamlarımızı güçlendirirsin için aklımızı, kalbimizi ve davranışlarımızı kontrol altında tutacağız. Hele de düşüncelerimizi, hele de hayallerimizi, hele de sözlerimizi...
Sonra üzüle üzüle büyüyeceğiz, üzüle üzüle olgunlaşacağız, üzüle üzüle güzelleşeceğiz. Bileceğiz "hüzün ki en ziyade yakışandır bize."