Sebile

Sebile
@sebi4
Eğitimin amacı çocuğu hayata hazırlamak değil midir? Eğitim sırf kurusıkı bilgi yığmaksa, asgari şartlarda her bireyin lise eğitimi aldığı canım ülkemde, çevre dersine rağmen denizlerde neden pet şişe dağı oluşuyor, piknik yerlerini kim talan edip gidiyor, beledi-yelerin yaptığı parklar neden ertesi gün viraneyi andırıyor? Sprey şişeyle park oyuncaklarını boyayan gençlere gülümseyerek, "Biliyor musunuz bunlar sizin babalarınızın paralarıyla yapıldı. Şimdi yine babalarınızın devlete verdiği vergilerle onarılacak " dediğimde yüzüme bakan o şaşkın bakışları unutamıyorum. Gerçekten bunu hiç duymamışlardı.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Müsaitseniz sizi rahatsız etmeye geldim. Her gün, istisnasız her gün ülkem adına üzüntüsünü çektiğim bir şey varsa o da eğitim sistemimizdir. Yıllarca okudum ama günlük hayatımda bir havuz doldurma problemiyle hiç yüzleşmedim. Çok bilinmeyenliyi geç tek bilinmeyenlisinden bir denklem kurmaya da ihtiyacım olmadı. En çetrefilli hesap işlerimde bile dört işlem işimi gördü. Peki, ben bunları ne zaman gördüm? İlkokul birde. Günlük hayatta ise dikiş dikebilmeye, lezzetli ve sağlıklı ye-mekler yapabilmeye, çivi çakabilmeye, silikon çekebilmeye, suyu israf etmeden bulaşık yıkayabilmeye, İslam temizlik dini olduğu için mükemmel bir şekilde şart-şurt bilmeye, kul hakkından dolayı akşam belli saatlerde makine çalıştırılmayacağını düşünebilmeye ihtiyacım vardı. Peki, ben bunları nereden öğrendim? Pek çoğumuz gibi kendi kendime öğrendim.
Sadece sallanılabilen bir salıncak, sadece oturulan bir tahterevalli ile parkta oyalanma süreleri neden yarım saat bile sürmüyor diye şaşırmıyorum. Oysaki bir toprak ve bir kova ile yapılabilecekler sınır-sızdır. Onlara toprak sunduğumda çok uzun bir süre çocuklarımın "anne" demediklerini defaatle deneyimledim. Üşüseler "üşüdüm" demeden, acıksalar "acıktım" demeden, yağmur yağsa "ıslandım" demeden, böylesi büyük bir konsantrasyon ve keyifle oynarlarken acaba ne hissediyorlardı? Yaşlarının gereği çabuk dağılan dikkatleri, sıkılganlıkları nereye gizleniyordu? Aslında onlar yine sıkılgandılar fakat "en sade" oyuncaktaki "sonsuz ihtimal" onları bir mıknatıs gibi çekiyor olmalıydı.
Taç utangaçlığını bilir misiniz? Orman gibi ağaç popülasyonunun yüksek olduğu yerlerde, ağaçların yukarıda boylarını eşitleyip, birbirlerine asla temas etmemelerine deniyor. Sözde bilinçsiz ağaçların güneşi paylaşma bilincini öğrendiğimde aklıma ilk gelen yine bu göğü delenler olmuştu.
Gökdelenler bana göre birçok açıdan bencilce yapılardır: Kuşların göç yollarını şaşırmalarına neden olmaları, yoğun oldukları bölgelerde iklim değişikliğini tetiklemeleri, kesin kendileri hep güneş alırken, uzun gölgeleriyle çevre binaların güneşini kesmeleri, sahile nazır olanların, herkesin ortak hakkı olan deniz manzarasını kapamaları bu sebeplerden bazılarıdır.