sonra odam: masa, karyola, kitaplar. benim inim. bu gece bir kapansam oraya. üzgünüm. ama çok kalamam. Sami kapıyı yumruklar. “yemeğe yemeğe!” canım istemiyor desem başıma toplanırlar. kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: yalnız kalabilmek için.
çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.
“ölümün doğasını kavramamız gerekir, eğer üzerinde uzun uzadıya düşünürsek, ölüme dair tahayyüllerimizi zihnimizde parçalayıp incelersek, çok geçmeden bunu yalnızca doğanın olağan süreçlerinden biri gibi görmek mümkün olacaktır (ve doğal süreçlerden yalnızca çocuklar korkar). hatta olağan bir süreçten de öte, doğaya olumlu bir katkı sunduğunu anlamak bizleri rahatlatacaktır.”