İlk ders ilk hayaller Zamanı bükerek avuçlarımda sessizce, Her gece o meçhul eşiğin nöbetini tuttum Sandığımda sararan hiç yazılmamış mektuplar Duvarımda yüzünü göstermeyen o tozlu ayna, Ayla Kaya-Muhtemel Aşk Kul Nefsani dedem zamanı düşünüyordu sessizce zaman belini bükmüş her gece astım nöbeti dedemi sürekli nöbete kalkan bir asker haline getirmiş saat 3-5 nöbetleri onu uykusuz bırakıyordu ninem fatmadan sonra evde bir ben birde dedem yalnız kalmıştık hatırlıyorumda çocuk yaşta benimde pek çok yaramazlıklarım olmuştu her çocuk gibi gönlüm haylazlık ve yaramazlıktan kurtulamıyordu kedilerin kuyruğuna taş bağlar evdeki hizmetçilerin yüzüne su tabancamla üzerlerini ıpıslak ederdim mutlaka hatta zavallı ninemi az korkutmamıştım mantar tabancası o kahraman ve şeçaat sahibi ninem az terlik ile az kovalamamıştı beni yollar karla dolarken ben ilk tayin yerim olan Mardin Ömerlinin bir köy okuluna doğru gidiyordum yalnız her zorluktan sonra bir kolaylık vardır derdi nefsani dedem Nefsani dedem Mardinde bir bağ satın almış Ali oğlum dedi bu bahçeyi sana emanet edeceğim ancak şunu unutma emanete hassasiyet göstermezsen gökyüzünde fesat çıkar tohum bozulur bunu unutma dedi ve abdest almaya alıştır kendini abdest alırken suyu israf etme diye öğütlüyordu ben ise Duvarımda yüzümü göstermeyen o tozlu aynanın ardından suyu nasıl kapatırım nasıl kısarım onu düşünüyordum Masada kuruyan kırmızı gül yaprağı Ve masamda rengini unutmuş kurumuş bir gül yaprağı...Hepsi senin o gelmeyecek ayak seslerinin şahidi. Ayla Kaya-Muhtemel Aşk Fatma Ninem dayım Mustafanın resmini hiç bir zaman masasından kaldırmazdı Mustafa dedem anne ve babam trafik kazası geçirdikten sonra bana ilim öğretti ben ise sürekli kaçıp kaçıp bahçeden gül koparmanın peşindeydim amcazadem ise ilahi takdire tam bir
Duygu ve Düşünce
Aksiyon sahibi olmak, menfî harekette bulunmak demek değildir. Aksine, müsbet hareketi hakkıyla îfâ edip imandan aldığı şecaat ile hak uğrunada hamiyet sahibi olabilmektir. İman ve Kur'ân hizmeti, reaksiyoner değil aksiyoner bir harekettir. Abdulkadir Çelebioğlu
1000Kitap
Reklam
Tilki ve Hüdhüd...
Sembolizmi, fabl karakterleri, Hz. Süleyman'ın kuş dilinden kastettiğini, hayvanların karakteristiklerinin insandaki izdüşümlerini ele alalım bu yazımızda. Hayvanlar alemi, aslında insan ruhunun dışarıya yansımış birer aynası gibidir. Kadim geleneklerde ve edebiyatta bu izdüşümler, insanın kendi nefsini veya erdemlerini tanıması için birer öğretmen olarak kullanılmıştır. Bu geniş çerçeveyi birkaç temel durak üzerinden inceleyebiliriz: Süleyman’ın Kuş Dili (Mantıku’t-Tayr) Hz. Süleyman’a atfedilen "kuş dili", sadece seslerin fiziksel anlamı değil, "varlığın özündeki hakikati" kavrama yeteneğidir. Feridüddin Attar’ın "Mantıku’t-Tayr" eserinde anlatıldığı gibi, kuşlar aslında insan ruhunun farklı mertebelerini temsil eder. Hüdhüd kuşu, kılavuzdur, akl-ı selimi ve basireti temsil eder. Sîmurg, ulaşılması gereken mutlak hakikat, yani insanın kendi özüdür. "Kuş dili"ni bilmek, mahlukatın lisanı üzerinden yaratılışın hikmetini, yani "mana"yı okuyabilmektir. Edebiyatta fabl karakterleri üzerinden insan tipleri teşbihleri kullanılagelmştir. Fabllar (hayvan hikâyeleri), insan kusurlarını doğrudan yüzüne vurmak yerine bir hayvan maskesi ardına gizleyerek anlatır. Bu, hem bir korunma yöntemi hem de pedagojik bir aynadır. Hayvanların karakteristiklerine örnek olmak üzere bir kaç hayvanın tiplemesini irdeleyelim... Tilki: Zekânın hayatta kalma güdüsüyle birleşip kurnazlığa evrilmesidir. Stratejiktir ancak dürüstlükten yoksundur. Aslan: Mutlak otorite ve gücü temsil eder. Gölge yanı ise kibir ve zorbalıktır. Karınca ve Ağustos Böceği: Disiplinli çalışma ile günübirlik yaşama arasındaki o ezeli çatışmanın sembolleridir. Bazı hayvanların karakteristiklerinin insandaki karşılıklarına gelnce; insan, aslında içinde bütün hayvanların "huy"larını barındıran bir küçük evren
🌹 *Hazret-i Aliyyül Mürteda “radıyallahü anh”* Hazreti Ali, şecaat ve kahramanlığı ile tanınmasına rağmen, düşmanlarıyla döğüşürken onlara acır ve haddi tecavüz etmezdi. Çok cesurdu; her yaptığı işi, insanlığın iyiliğini düşünerek yapardı. Savaşlarda düşmanlarının ölümüne bile acırdı. Çok şefkatli ve merhametliydi. Bir harpte düşmanını altına almış, kılıcı ile boğazlamak üzereydi. O anda düşmanı, var gücü ile Hazreti Ali’nin yüzüne tükürdü. Bunun üzerine öldürmekten vazgeçti. Altındaki düşman, niçin öldürmediğini sorunca: “Biraz önce seni Allah için öldürecektim. Yüzüme tükürünce, kendi nefsim için öldüreceğimden korktum. Nefsimin isteğine uymamak için vazgeçtim.” dedi. Bu dinin emirlerindeki büyüklüğü anlayan müşrik hemen müslüman oldu. *İslam Âlimleri Ansiklopedisi* 🌐 *Dinimiz İslam* dinimizislam.com 📖 *Hakikat Kitabevi* hakikatkitabevi.com
Alıntı
DİNİNİ DİNARA SATANLAR: MUAVİYE VE SEMURE!
Bunlar vaaz kürsülerinde, dini sohbetlerde anlatılmaz; sansüre tabidir. — "Onlar yıldızlar gibiydi; kendine hangisini rol-model alırsan al kurtulursun!" der çıkarlar. Kazara birileri ısrarla soracak olsa, tarih güzellemesi yapan bu sansürcülerin edebiyatlarına şapka çıkarırsın: — "Allah, kılıçlarımızı onların kanlarına bulaştırmadı kardeş; bari biz de dilimizi bulaştırmayalım!" Tabi bu arada "merdi kıpti" misali: — "Yıldızlarımızın birbirlerinin kanlarını nasıl döktüklerinin de itirafını" yaparlar, "şecaat arz ederken!" 😊 İşte bu kafa aslında "Asr-ı Felaket" diyebileceğimiz bir devri "Asr-ı Saadet" olarak yutturdu... hem de asırlarca. [Halife Ömer camide , Osman evinde, Ali mescidde hançerlendi...] — Böyle bir tarih anlatısından "ibret" çıkar mı? Oysa tarih, sadece kahramanların değil, kutsalı "dirhem ve dinara" tahvil edenlerin de sicil defterini tutar. — Kim gibi? — Semure b. Cündeb gibi. ➤ Muaviye, ashabtan Semure b. Cündeb'i yanına çağırarak ondan Kur'an'dan bazı ayetler bulmasını ve bu ayetlerin halk arasında Ali aleyhine, kendisi lehine kullanılmasını ister! Semure: — Bundan benim kazancım ne? ​Muaviye'nin 100 bin dirhemlik teklifine başlarda dudak büker... Ee, "herkesin bir fiyatı var" derler ya, sıkı bir pazarlık sonucunda Muaviye'nin son 400.000 dirhem teklifine "tamam" der ve bu bedel karşılığında istenen uydurmayı halka anlatmayı kabul eder. (1)
Ey İslâm’ın oğlu!
Pısırık bir gölge gibi yaşamak değil, Ömer bin Hattab (radıyallahu anh) gibi şecaat sahibi, hakkı haykıran bir adam olmak yakışır sana… Korkaklığını “sükûnet” diye süsleme, suskunluğunu “hikmet” diye adlandırma. Çünkü bu din, pısırık omuzlarda yükselmedi. Bu din, hak uğruna dimdik duranların omuzlarında yükseldi. Ey İslâm’ın oğlu! Senin örneğin, zulüm karşısında sesi titreyenler değil; adalet için kılıç gibi keskin duranlardır. Şecaat; bağırmak değil, hakikatin yanında eğilmeden durabilmektir. Ömer (r.a.) gibi olmaya çalış. Hakkı gördüğünde tereddüt etme, batılı gördüğünde geri durma. Çünkü bu ümmetin, pısırık adamlara değil, şecaat sahibi, izzetli erkeklere ihtiyacı var.
Reklam
Reklam