Günlerdir uykusuzdum. Uzun zaman sonra ilk kez huzurlu bir uyku uyumuştum. Gözlerimi kapatıp karanlığın sessiz ve huzurlu kollarına teslim olmuştum. Belki de belirsizliği kafamdan tamamen silmiş olmamdandı. Bir yanım, verilen cezayı kabullenerek boyun eğmişti; ruhumdaki bu sakinlik, aslında kabullenmenin getirdiği acı bir huzurdan başka bir şey değildi.
Savcı neşeli bir tavırla ayağa kalktı, cübbesinin eteklerini düzeltti. Onu izlerken içimden, “Bu adam gerçekten ölüm cezası isteyen biri mi?” diye geçirdim. Yüzündeki gülümseme, bir insanın hayatını sona erdirmekten bahseden birine hiç yakışmıyordu. Kısa, rutin cümlelerle suçlamayı özetledi.
Hiç bitmeyecek sandığım bu korkunç rüyadan bir an önce uyanmak istiyordum.
Düşüncelerimin birbiriyle savaştığı, bedenimin iflas ettiği, zaman kavramını yitirdiğim, kör karanlık bir sabaha gözlerimi açmıştım.