*Vücudunda bir engel olan insanlara sakat denilen bir çağda yaşıyorsun. Sakatın sözlük anlamı ise, bozuk veya eksik.. Yani sen sırf rahatsızlığından dolayı, diğer "normal" veya "eksiksiz,kusursuz" insanlardan binlerce adım geride başlıyorsun. Bir de utanmadan empati diye bir kelime oluşturmuşlar, yani senin yerine kendini koyuyormuş. Kendini, senin yerine koyunca da vicdanen rahatlıyor onlar. Vicdanen rahatlıyorlar ama sen kullan diye yapılan asansörü, kusursuz bacaklarıyla binerek bozuyorlar ve sen binemiyorsun. Senin için park yeri yapılan yere koyuyorlar arabalarını, sen koyamıyorsun. Otobüse binmek için kendilerini eziyorlar, senin tekerlekli sandalyen için yapılan yere, kusursuz bacaklarını uzatıyorlar ama empati yapıyor onlar. Her çağda var bu kusursuz ve sonsuz empati yeteneği olan insanlardan. Christy Brown da böyle bir çağa gelmiş ve sadece vücudunun sol ayağını kullanarak sözde o kusursuz insanlarla mücadele etmiş. Hayatla mücadelesi, istemediği şartlar yüzünden doğduğu andan itibaren başlayan binlerce insandan biri o da. Sonra senin o kusursuz ve eksiksiz elin, kolunla başaramadığın şeyi, ona, o insanlara ömür boyu engel olmana rağmen o ve onlar başarmış. Böyle olunca ben olaya şöyle bakıyorum. Engelli, kusurlu ve bozuk olan şey sen değilsin, sana bunu yaşatmak zorunda olan "sakat" beyinliler.
"Yazmayı öğrendiğim yeni sözcük, "ANNE" idi."