Başlarken hiç bu kadar beğeneceğimi tahmin etmiyordum fakat okuyunca tüm fikirlerim değişti. Önyargı pek güzel bir şey değil...
Siz benim gibi sadece komik, saçma kelimelerle dolu 250 sayfalık sıkıcı bir kitap okuyacağınızı düşünmeyin sakın. Gerek akıcılığı gerek bölümlerinin kısalığı zaten sıkıcı olmasını engelliyor. 500 yıl önce yazılmış olmasına rağmen nasıl o zaman okuyanları güldürdüyse beni de güldürmeyi başardı bazı kısımlarda. Hatta bazen yepyeni bir kitap okuduğumu bile hissettim.
Yazar hakkında pek bir bilginiz yoksa önsözü okumanızı öneririm -okumadan önce ve okuduktan sonra toplam iki kere- ki ben de öyle yaptım. Önsözde yazanları tekrarlamamak için sadece şunu söyleyeyim, François Rabelais ince eleştirilerini, yergilerini o kadar iyi yerleştirmiş ki kitabı okuyup bunları fark edince mutlu oluyorsunuz. Neden kitaplarının yasaklanıp toplandıklarına şaşırmayacaksınız doğrusu. Özellikle 13, 14 ve 15. bölümler benim direkt dikkatimi çekti. Gargantua'nın bahsettiklerinin saçmalığı.. sonrasında babasının ''ne akıllı şeysin sen, sana Sarbonne'dan doktora aldıracağım'' demesi.. Oğlunu skolastik eğitime göre yetiştirmeye çalışıp bundan bir fayda gelmeyeceğini düşünmesi... Okuyunca görürsünüz artık... Ayrıca kitap bir anıtta bulunan tekerlemeler ile başlayıp bitiyor. Bunların neden konulduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey yazarımızın marifeti ve bunun böyle olmasını istediği. Marifeti diyorum çünkü bunlar da kitaba ayrı bir tat katmış.
Kısacası kolay okunabilmesi, dilinin gayet anlaşılır ve biraz da şiirsel bi havaya sahip olması nedeniyle ara ara seçebileceğiniz süslü cümlelerle beni doyuma ulaştırdı. Süslü cümleler insanoğlunun ilgisini hep çekiyor zaten. Başlıktaki süslü cümle olmasa bu yazılar okunur muydu? Kitabın sonlarına doğru bol bol göreceksiniz.