Çocukluğumdan beri peşimi bırakmayan, karakterimin bir parçası haline gelmiş ve değiştirilmesi gerekip gerekmediğinden bir türlü emin olamadığım baskın bir özelliğim var: Hız. Hayatın her alanında hep hızlıyımdır. Karar verirken de bir işi uygulamaya koyarken de acele ederim; aklıma bir fikir düştüğü an onu hemen o saniye hayata geçirmek isterim. Halk arasında "tez canlılık" denilen bu durum, uzun yıllar boyunca benim ritmim oldu. Ancak 30’lu yaşlarıma adım atmamla birlikte zihnimde yeni bir soru filizlendi: "Acaba daha yavaş olsam, hayattan ve anlardan daha mı çok zevk alırım?"
İşte bu içsel sorgulama beni bir arayışa itti ve bu konuda okumalar yapmaya karar verdim. Kemal Sayar’ın kaleme aldığı Yavaşla, yazardan okuduğum ilk kitap oldu. Açıkçası bu okumaların sonunda kendimi değiştirir miyim ya da bunu başarabilir miyim, inanın ben de bilmiyorum.
Dört bölümden oluşan kitabın, benim bu eseri elime alma amacımla doğrudan örtüşen ve bana en güzel gelen kısmı "Yavaş Güzeldir" bölümü oldu. Kitabın genel yapısına baktığımızda, her bölümde dörder beşer sayfalık, okuyucuyu yormayan kısa metinler yer alıyor. Bu metinlerin her birinde farklı konular işlenmiş ve her bölüm kendi içinde başarılı bir bütünlük yakalamış.
Ne var ki ben tüm kitabın baştan sona "yavaşlamak" felsefesi üzerine kurulu olduğunu düşünerek okumaya başlamıştım; nasıl yavaşlayabileceğime dair pratik ya da felsefi cevaplar bulacağımı umuyordum. Kitap, bu beklentimi karşılama noktasında beni tam anlamıyla tatmin etmedi. Kitabın finaline doğru yönümüz birden siyasete evrildiğinde, kendimi "Ben buraya nasıl geldim?" diye sorgularken buldum. Hani biz yavaşlık diyorduk ne oldu?
Ancak bu tematik dağınıklığa rağmen, yazarın dili oldukça akıcı. Metin boyunca yaptığı özgün kavramlaştırmalar kesinlikle çok güzel,