Kitabı anlatan yazarı değil. Okumaya başladığınızda ilk önce cinayet masası amiri Erhan oluyorsunuz. Sonrasında katilin gözüyle okuyorsunuz. Sizi içine çeken ve aksiyon kokan bir yapıt.
Kitabı bir solukta okudum çok akıcı ve heyecan vericiydi. Ankara da yaşayan biri olarak olayların geçtiği yerler tanıdık gelince daha ilginç ve sürükleyici oldu.Kitaptaki polislerin olayları araştırırken sürekli çay içmeleri Türklerin çay ikram etmeyi ve içmeyi ne kadar çok sevdiğini de ortaya koyuyor. Kitabın sonu acaba ikinci bir kitabın habercisi olabilir mi? diye düşünürken Tanrı'nın Beğenmediği kadın isimli kitabı yayınlanır yazarın...kitabın ve maceranın hatta aksiyonun devamıydı.
Günümüzde eline kalen alan polisiye yazıyor.
“Yaşadığımız tüm acıların çığlıkları kendi içimizde kopar”
Kitabın ilk satırlarından sonra bizi tanıdık olan bazı bölümler karşılıyor. Ve Fikrîye Hanımın ağzından İnebolu’ya gelişi anlatılıyor.
Başörtüm ve mantom sırılsıklam olmuştu ama umurumda değildi. Aşktan ve ona yakın olacağımdan dolayı duyduğum heyecandan olsa gerek yağmurun tenimde bıraktığı o soğuk ürperti sanki ilkbaharda, Karadeniz’in serin sularını getiren rüzgârın serinliğiydi