Kendim başta olmak üzere herkese hakkını vermekten çekinmeyeceğim, içimden gelmediğinde konuşmak zorunda kalmayacağım; okumaya, yazmaya ve yaşamaya devâm edeceğim; insanı, hayvanı ve nev'i nebâtatı yaşatmanın hakkını verdiğim yaşlarım olsun, âmîn.
Çok ince bir hakikatte yoğrulur insan. Bazen zorlar, bulanık akar, yüreğine Toroslardan çığ düşer, hatlar karışır. Günah işlememem gerekiyor ama işleyeceğimi de biliyorum mesela. İrâdem var ama Allah’ın dediğinin olacağını da biliyorum. Kadere îmân edeceğim ama kaderin suçlu olmadığını bilerek, seveceğim ama yeri geldiğinde nefret de edeceğim. Hele tevbe ettiğim de hep bir yanım acaba sebat edebilecek mi korkusu yok mu... Bu arada ölüme de yaşayarak gideceğim. Sanki her şey hayal gibi geliyor ama hissediyorum da. Müjde ile korkutma bir arada. Teşvik ile tehdit iç içe. İbadetlerimi ihlasla mı riyayla mı yapıyorum diye çok düşünürüm. Bir kalbe sayısız duygu sığdırıyorum. Zıtları kalbimde cem etmeyi beceremiyorum.(Allâh bana yardım etsin) Cân verenle cân alan aynı varlık. Yükselten ile alçaltan aynı varlık. Hem cemâl sıfatları var, hem celâl. Sevmediğimi söyleyemiyorum Allah’ı ama gerçekten seviyor gibi de yaşamıyorum. Çok ince çizgiler... Her gece uyuyacağım, uyanmama ihtimalini göz önünde bulundurarak. Severek evleneceğim galiba, ama ya bir gün sevmezse/m telkini ile beraber. Ve cebime giren paranın kalbime sirayet etmemesini sağlamak zorunda kalacağım. İyilik yapacağım ama kendime pay çıkarmayacağım. Çizgi ince, durum hassas, yol çetin, pencere dar, kalb yorgun, akıl bezgin, ruh yarım yamalak...
Bunları yaparken de nefis denilen varlık bir an bile rahat vermeyecek. Sır'ât önce dünyada geçiliyor. Mümin olmak kolay değil ama cennet güzel, Allah’ın rızasını kazanmak ise en güzel. Allah'ın rızasını kazanmaya talibim. Bildiğim