Yu Hua'nın sade ve yalın dili, sanki bir dost gibi yanıma oturmuş, bana Fugui'nin hikayesini anlatıyordu. Ama bu hikaye, sıradan bir hikaye değildi. Bu, bir insanın hayatta kalma mücadelesinin, acıların, kayıpların ve umudun hikayesiydi.
Fugui'nin hayatı, adeta lunaparktaki bir hız treni gibiydi. Zenginlikten yoksulluğa, mutluluktan acıya, umuttan umutsuzluğa kadar her şeyi yaşadı. Onun yaşadığı her acı, benim de içimi acıttı. Ama aynı zamanda, onun hayata tutunma çabası, beni hem umutlandırdı hem de hayrete düşürdü.
Kitap boyunca, hayatın ne kadar acımasız olabileceğini gördüm. Fugui, sevdiklerini birer birer kaybederken asla pes etmedi. O, hayata tutundu ve yaşamaya devam etti. Acaba ben, onun yerinde olsaydım, aynı gücü bulabilir miydim?
Yu Hua'nın anlatımı, o kadar gerçekçi ve samimiydi ki, kitabı okurken kendimi Çin'in o döneminde hissettim. Fugui'nin yaşadığı her olay, beni o dönemin zorluklarıyla yüzleştirdi. Ama aynı zamanda, insanın ne kadar güçlü olabileceğini de gösterdi.
Bu kitap, bana hayatın ne kadar değerli olduğunu ve her şeye rağmen yaşamaya devam etmenin ne kadar önemli olduğunu öğretti. Tavsiyedir :)