Sivil düzende doğal duyguların önceliğini korumak isteyen kişi ne istediğini bilmiyordur. Her zaman kendisiyle çelişerek, her zaman eğilimleri ile ödevleri arasında bocalayarak ne insan ne de vatandaş olacaktır; ne kendisi ne de başkaları için iyi olacaktır. Şu zamane insanlarından biri, bir Fransız, bir Ingiliz, bir burjuva olacaktır; kısacası hiçbir şey olmayacaktır.
Zayıf olarak doğuyoruz ve güce gereksinimimiz var; her şeyden yoksun olarak doğuyoruz ve yardıma gereksinimimiz var; aptal olarak doğuyoruz ve düşünme yetisine gereksinimimiz var. Doğduğumuzda sahip olmadığımız ve büyüdüğümüzde gereksinim duyduğumuz her şey bize eğitimle verilir.
Zenginlik ve onurun muazzam derecede yükselttiği insanların hiçbiri aslında büyük değildir. Peki o zaman neden öyle görünüyorlar? Çünkü insanı kaidesiyle ölçüyorsunuz.
Bir cüce tepenin üzerine çıksa da aslında uzun değildir; bir dev kuyunun dibine inse bile kısa değıldir. Maruz kaldığımız hata
işte bu; suretin büyüsüne kapılıyoruz, insanı asla olduğu gibi görmüyoruz, çevresini ona ekliyoruz.
Seneca, Mektuplar