“Nen var Zeze?”
“Hiç. Şarkı söylüyordum.”
“Şarkı mı söylüyordun?”
“Evet.”
“Öyleyse ben sağır olmalıyım.”
İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
“Yalnızlık, seçtiğim bir hal değil, ellerimle tırnaklarımla tutunmaya çalışıp tepetaklak, yara bere içinde yuvarlandığım, suyu çekilmiş, eski bir kuyuydu. Susuz olduğu için kimseler gelip geçmiyordu yanından.”