Ancak 1950'lerde, milliyetçilerin büyük kısmının altına toplandığı milliyetçi muhafazakâr şemsiye, Atsız'la Meram gibilerin yarıştığı 'som' ırkçılığın dışında bir yerde açılmıştır. Anti-komünizmin gübrelediği milliyetçilik, etnisist romantizme mesafelenmiş, ilgisini Ötüken'den Osmanlı'ya çevirmiş, İslam'la 'şereflenmeye' yönelmiştir.
Türkolojinin temel etkisi bu olmuştu: "Türk" denen kavmin tarih-dışı bir barbarlar soyu değil, "bir kısım insaniyet" olduğunu Batı ilmiyle tescillemek.
İttihatçılardan önce Abdülhamid, Balkanlar'daki varlığın sürdürülebilir olmadığını hesap ederek, imparatorluğun ağırlık merkezini Anadolu'ya ve Arap coğrafyasına kaydırmaya yönelmişti. Bu onun, iktidarını güçlendirmek için Müslüman nüfusun rızasını kazanma stratejisine de uygundu. İttihatçılar bu yönelimi Anadolu'daki gayri müslim nüfusu önce seyreltmeye sonra sürmeye dönük bir etno-mühendislik politikasıyla geliştirdiler.