İnönü der ki:
“Buna imkân vermem. Ben ihtilalci ve Kuvayı Milliyeci İsmet’im. Bu devleti yoktan bu hale getirdik. Üç-beş çapulcuya maskara ettirmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Muvaffak olursak ne âlâ. Olmazsa vazgeçer, birkaç sene daha eski usulde gideriz. Sonra yeniden tecrübe ederiz.”
İsmet İnönü, Saracoğlu’nu anlatırken bana şöyle dedi:
“Korktuğu ve dolayısıyla dikkat ettiği irtica idi. Hep irticanın iyi niyetlere bulaşacağından endişe ediyordu.”
Çocuk, İsmet Paşa’ya şöyle diyecektir:
“Ne yüzle buraya geliyorsun? Sen bana şekeri beş liraya yedirmedin mi?”
İsmet Paşa şu cevabı verecektir:
“Ama seni babasız bırakmadım.”
Babasız kalmayanlar babasızlığın acısını bilmiyorlardı fakat şekersiz kalanlar şekersizliğin tatsızlığını biliyorlardı.
1944’lere gelindiğinde ve tehlikenin büyüğü geride kaldığında Cumhurbaşkanı sanıyordu ki millet kendisine dış politikadaki dirayetli, basiretli tutumundan, başarısından dolayı sadece minnet duyguları ile bağlıdır.